8 Mayıs 2026 Cuma

III. Tutmosis'e Yıllar Boyunca Haksızlık Edilmiş Olabilir mi?

 

Hatşepsut, “soylu kadınların başı”… Ona bu yakıştırmayı ben yapmıyorum zira isminin Mısır dilindeki karşılığı tam olarak bu. Ancak onun tarih boyunca sayıları nadir olan takdir edilesi bir “kadın firavun” olduğunu söyleyebilirim.

Hatşepsut, M.Ö. 1473-M.Ö. 1458 yılları arasında, ondan nispeten daha “popüler” olan Nefertiti’den yaklaşık 150 yıl önce, eşi II. Tutmosis vefat ettikten sonra kadim Mısır’ı başarıyla yönetmiş bir firavundu. Üvey oğlu III. Tutmosis, babası II. Tutmosis öldüğünde henüz çok küçük olduğundan Hatşepsut, ilk olarak ona naiplik etmiş, ardından ise tüm yetkileri eline alarak kendisini firavun ilan etmişti.

Hatşepsut’un en belirgin özelliklerinden biri “daha otoriter bir imaj çizmek için” erkek firavun kıyafetleri giymesi ve takma sakal kullanmış olmasıdır. Ayrıca askeri seferlerden çok ticarete odaklanan Hatşepsut, Mısır ekonomisini “ticari zekâsıyla” büyük ölçüde kalkındırmıştır. Ancak Hatşepsut’un bu yazıya konu olma sebebi ne yönetimsel başarıları ne “kadın firavun olması” ne de takındığı “maskulen” stili… Asıl sebep, Hatşepsut’un ölümünden sonra ardında kalan anıtlarının ve tapınak duvarlarının başına gelenler…

Hatşepsut heykeli (takma bıyıkla tasvir edildiğine dikkat ediniz)

1920’li yıllarda Hatşepsut’un Deir el-Bahri’deki tapınağının çevresinde kazı yapan arkeolog ekibi, Hatşepsut’a ait binlerce “tahrip olmuş” heykel kalıntısına rastladılar. Bunun yanı sıra Hatşepsut’un adının pek çok anıttan ve tapınak duvarlarından “kazınarak silindiğini” gören arkeologlar, bunun sebebi üzerine düşünmeye başladıklarında akıllarına ilk olarak III. Tutmosis’in Hatşepsut’tan “intikam” almış olabileceği geldi. Zira başlangıçta III. Tutmosis için naiplik eden Hatşepsut, zamanla tüm yetkiyi devralmış ve kendini firavun ilan etmişti. III. Tutmosis onun gölgesinde kalmıştı. İlk zamanlar aklı buna ermeyecek denli küçük olsa da aklı ermeye başladıkça Tutmosis, yanındaki danışmanlarının da manipülasyonlarıyla Hatşepsut’a karşı kin ve öfke geliştirmiş, Hatşepsut öldükten sonra da anıtlardan, tapınak duvarlarından onun ismini kazıyarak ve heykellerini parçalayarak ona olan öfkesini göstermiş, kendince “intikam” almış olabilirdi. Bu teori uzun yıllar boyunca kabul gördü. Hatta konuyla ilgili yazımda ben de bu durumu III. Tutmosis’in intikamına bağlamıştım. Ancak işler pek de düşünüldüğü gibi olmayabilir. Şimdiye kadar ben de dâhil olmak üzere çoğu kişi III. Tutmosis’i haksız yere suçlamış olabiliriz (neyse kendimi katmayayım, neticede bu teoriyi ortaya atan ben değildim=)).

III. Tutmosis heykeli

Hatşepsut’a ait tahrip olmuş kalıntıları inceleyen Jun Yi Wong, tahribatın sebebinin Tutmosis’in intikamından çok uzak olduğunu ifade ediyor. Zira ona göre bu durum, bir “geri dönüşüm” uygulamasından başka bir şey değil. Uzun yıllar boyunca intikamcı duygularla tahrip edildiği varsayılmış olan heykel parçaları Wong’a göre artık işe yaramadığı düşünüldüğü için tapınağın yakınlarında bırakılmış, zaman zaman alet edevat olarak kullanılmıştı. Diğer parçalar ise başka yapıları inşa etmek için değerlendirilmişti. Bu türden geridönüşüm örneklerini II. Ramses döneminde de gördüğümüz için Wong’un geri dönüşüm teorisi makul görünüyor. Örneğin Mısır’ın 19. Hanedanlığının üçüncü firavunu olan ve 66 yıl hüküm süren 2. Ramses antik Mısır’ın en üretken inşaatçılarından biri olmasına rağmen seleflerinin tapınaklarını ve heykellerini kullanıp üzerlerine kendi isimlerini ve yazıtlarını işletmişti. Seleflerine ait heykellerin yüz hatları ve üzerlerindeki isimler 2. Ramses’e göre değiştirilip düzenlenmişti. Yani aslında durum, intikam motivasyonu değil, pratik ve stratejik bir motivasyon gibi görünüyor.

Wong’un III. Tutmosis’in masum olduğunu düşünmesi için öne sürdüğü başka sebepler de var. Örneğin Hatşepsut’un bütün heykelleri tahrip edilmemişti. Birçok heykeli büyük ölçüde sağlam bırakılmıştı. Bir intikam söz konusu olsaydı Hatşepsut’a ait ne varsa hepsinin tahrip edilmiş olması gerekirdi. Ayrıca heykellerin sıklıkla eksik olan parçasının kaide kısmı olması da Wong’un görüşünü destekler niteliktedir. Zira heykelin kaide kısmı en büyük kısım olması sebebiyle diğer projelerde (II. Ramses örneğinde olduğu gibi) kullanılmak açısından en işe yarar parçadır. Kaidenin sökülüp yüz kısmının sağlam bırakılması ise “intikam” teorisinin aksi yönündedir. Eğer Tutmosis intikam almak istemiş olsaydı yüzü neden sağlam bıraksındı ki? Zaten yüz kısmı tahrip olmuş Hatşepsut heykelleri ve Hatşepsut’un isminin öfkeyle kazınarak silindiği varsayılmış tapınak duvarlarına dair inceleme bulguları söz konusu tahribatların onun ölümünden en az 20 yıl sonra başladığını göstermektedir.

Hatşepsut'un tahrip olmuş heykelinin geriye bilinçli olarak tahrip edilmediğini söyleyebileceğimiz kafa kısmı

Bonus: Hatşepsut'un kozmetik amaçlı kullandığı kişisel eşyası. Göz kalemi ve kozmetik toz gibi kişisel eşyalarını koymak için kullandığı bir kap. Bence çok dekoratif. Tasarımcılar için fikir verici olabilir=)

Hâl böyle iken Hatşepsut’un tahrip olmuş heykelleri, anıtları ve tapınak duvarlarının asıl sebebinin ne olduğuyla ilgili tartışmaların hâlâ sürdüğünü söyleyebiliriz. Zira Wong’un teorisi de tıpkı intikam teorisi gibi kesin olarak kanıtlanmış değil. Dolayısıyla bu konuda neye inanıp inanamamak şu aşamada size kalmış. Sizce Tutmosis tamamen masum ve tahribat, sadece geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik gibi “etik” kaygılardan mı ibaret? Yoksa Tutmosis intikam için 20 yıl beklemiş olabilir mi?! “İntikam soğuk yenen bir yemektir,” diye düşünerek beklemiş olsa dahi bu 20 yıl sürer mi?!  

Not: Jun Yi Wong’un söz konusu çalışmasına ulaşmak için tıklayınız: https://www.cambridge.org/core/journals/antiquity/article/afterlife-of-hatshepsuts-statuary/F22D001E29438008136B6DA04F57C627