Hatşepsut, “soylu kadınların
başı”… Ona bu yakıştırmayı ben yapmıyorum zira isminin Mısır dilindeki
karşılığı tam olarak bu. Ancak onun tarih boyunca sayıları nadir olan takdir
edilesi bir “kadın firavun” olduğunu söyleyebilirim.
Hatşepsut, M.Ö. 1473-M.Ö. 1458
yılları arasında, ondan nispeten daha “popüler” olan Nefertiti’den yaklaşık 150
yıl önce, eşi II. Tutmosis vefat ettikten sonra kadim Mısır’ı başarıyla
yönetmiş bir firavundu. Üvey oğlu III. Tutmosis, babası II. Tutmosis öldüğünde
henüz çok küçük olduğundan Hatşepsut, ilk olarak ona naiplik etmiş, ardından
ise tüm yetkileri eline alarak kendisini firavun ilan etmişti.
Hatşepsut’un en belirgin
özelliklerinden biri “daha otoriter bir imaj çizmek için” erkek firavun
kıyafetleri giymesi ve takma sakal kullanmış olmasıdır. Ayrıca askeri
seferlerden çok ticarete odaklanan Hatşepsut, Mısır ekonomisini “ticari
zekâsıyla” büyük ölçüde kalkındırmıştır. Ancak Hatşepsut’un bu yazıya konu olma
sebebi ne yönetimsel başarıları ne “kadın firavun olması” ne de takındığı
“maskulen” stili… Asıl sebep, Hatşepsut’un ölümünden sonra ardında kalan
anıtlarının ve tapınak duvarlarının başına gelenler…
![]() |
| Hatşepsut heykeli (takma bıyıkla tasvir edildiğine dikkat ediniz) |
1920’li yıllarda Hatşepsut’un
Deir el-Bahri’deki tapınağının çevresinde kazı yapan arkeolog ekibi,
Hatşepsut’a ait binlerce “tahrip olmuş” heykel kalıntısına rastladılar. Bunun
yanı sıra Hatşepsut’un adının pek çok anıttan ve tapınak duvarlarından
“kazınarak silindiğini” gören arkeologlar, bunun sebebi üzerine düşünmeye
başladıklarında akıllarına ilk olarak III. Tutmosis’in Hatşepsut’tan “intikam”
almış olabileceği geldi. Zira başlangıçta III. Tutmosis için naiplik eden
Hatşepsut, zamanla tüm yetkiyi devralmış ve kendini firavun ilan etmişti. III.
Tutmosis onun gölgesinde kalmıştı. İlk zamanlar aklı buna ermeyecek denli küçük
olsa da aklı ermeye başladıkça Tutmosis, yanındaki danışmanlarının da
manipülasyonlarıyla Hatşepsut’a karşı kin ve öfke geliştirmiş, Hatşepsut
öldükten sonra da anıtlardan, tapınak duvarlarından onun ismini kazıyarak ve
heykellerini parçalayarak ona olan öfkesini göstermiş, kendince “intikam” almış
olabilirdi. Bu teori uzun yıllar boyunca kabul gördü. Hatta konuyla ilgili yazımda ben de bu durumu III. Tutmosis’in
intikamına bağlamıştım. Ancak işler pek de düşünüldüğü gibi olmayabilir.
Şimdiye kadar ben de dâhil olmak üzere çoğu kişi III. Tutmosis’i haksız yere
suçlamış olabiliriz (neyse kendimi katmayayım, neticede bu teoriyi ortaya atan
ben değildim=)).
![]() |
| III. Tutmosis heykeli |
Hatşepsut’a ait tahrip olmuş
kalıntıları inceleyen Jun Yi Wong, tahribatın sebebinin Tutmosis’in
intikamından çok uzak olduğunu ifade ediyor. Zira ona göre bu durum, bir “geri
dönüşüm” uygulamasından başka bir şey değil. Uzun yıllar boyunca intikamcı
duygularla tahrip edildiği varsayılmış olan heykel parçaları Wong’a göre artık işe
yaramadığı düşünüldüğü için tapınağın yakınlarında bırakılmış, zaman zaman alet
edevat olarak kullanılmıştı. Diğer parçalar ise başka yapıları inşa etmek için
değerlendirilmişti. Bu türden geridönüşüm örneklerini II. Ramses döneminde de gördüğümüz için Wong’un geri
dönüşüm teorisi makul görünüyor. Örneğin Mısır’ın 19. Hanedanlığının üçüncü
firavunu olan ve 66 yıl hüküm süren 2. Ramses antik Mısır’ın en üretken
inşaatçılarından biri olmasına rağmen seleflerinin tapınaklarını ve
heykellerini kullanıp üzerlerine kendi isimlerini ve yazıtlarını işletmişti.
Seleflerine ait heykellerin yüz hatları ve üzerlerindeki isimler 2. Ramses’e
göre değiştirilip düzenlenmişti. Yani aslında durum, intikam motivasyonu değil,
pratik ve stratejik bir motivasyon gibi görünüyor.
Wong’un III. Tutmosis’in masum
olduğunu düşünmesi için öne sürdüğü başka sebepler de var. Örneğin Hatşepsut’un
bütün heykelleri tahrip edilmemişti. Birçok heykeli büyük ölçüde sağlam
bırakılmıştı. Bir intikam söz konusu olsaydı Hatşepsut’a ait ne varsa hepsinin
tahrip edilmiş olması gerekirdi. Ayrıca heykellerin sıklıkla eksik olan
parçasının kaide kısmı olması da Wong’un görüşünü destekler niteliktedir. Zira
heykelin kaide kısmı en büyük kısım olması sebebiyle diğer projelerde (II.
Ramses örneğinde olduğu gibi) kullanılmak açısından en işe yarar parçadır.
Kaidenin sökülüp yüz kısmının sağlam bırakılması ise “intikam” teorisinin aksi
yönündedir. Eğer Tutmosis intikam almak istemiş olsaydı yüzü neden sağlam
bıraksındı ki? Zaten yüz kısmı tahrip olmuş Hatşepsut heykelleri ve
Hatşepsut’un isminin öfkeyle kazınarak silindiği varsayılmış tapınak duvarlarına
dair inceleme bulguları söz konusu tahribatların onun ölümünden en az 20 yıl sonra
başladığını göstermektedir.
![]() |
| Hatşepsut'un tahrip olmuş heykelinin geriye bilinçli olarak tahrip edilmediğini söyleyebileceğimiz kafa kısmı |
Hâl böyle iken Hatşepsut’un
tahrip olmuş heykelleri, anıtları ve tapınak duvarlarının asıl sebebinin ne olduğuyla
ilgili tartışmaların hâlâ sürdüğünü söyleyebiliriz. Zira Wong’un teorisi de
tıpkı intikam teorisi gibi kesin olarak kanıtlanmış değil. Dolayısıyla bu
konuda neye inanıp inanamamak şu aşamada size kalmış. Sizce Tutmosis tamamen
masum ve tahribat, sadece geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik gibi “etik”
kaygılardan mı ibaret? Yoksa Tutmosis intikam için 20 yıl beklemiş olabilir
mi?! “İntikam soğuk yenen bir yemektir,” diye düşünerek beklemiş olsa dahi bu
20 yıl sürer mi?!
Not: Jun Yi Wong’un söz konusu çalışmasına ulaşmak için tıklayınız:
https://www.cambridge.org/core/journals/antiquity/article/afterlife-of-hatshepsuts-statuary/F22D001E29438008136B6DA04F57C627




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder