Çöp yığınları içindeki sokaklar. Bu yığınların yanında uyuyan ve yemek
yiyen evsizler. Keşmekeş bir trafik. Trafik lambası olmayan yollarda sinyal
nedir bilmeden sağa sola savrulan arabalar. Tamamlanmadan bırakılmış sıvasız,
renksiz ve ruhsuz binalar ve bu binalarda yaşayanlar. Peçetesiz ve hatta
sabunsuz tuvaletler. Turist görünce bir şeyler satmak ya da amiyane tabiriyle
“para koparmak” için “yapışan” insanlar. Tüm bunlar ve belki de daha fazlası
günümüz Mısır’ının olumsuz tarafları olarak sayılabilir. Ancak benim için
bunların bir önemi yoktu. Zira günümüz Mısır’ıyla değil, binlerce yıl önceki
antik Mısır’la ilgili, hatta antik Mısır’a derin bir özlem içindeydim. Bir
insan daha önce hiç gidip görmediği bir yere özlem duyar mıydı? Evet, duyarmış.
Hatta bu fenomen literatürde Almanca bir kelime olan “fernweh” olarak ifade ediliyor. Benim de çocukluğumdan beri antik
Mısır’a yönelik süregelen fernweh durumum,
katıldığım Mısır turuyla sona ermek üzereydi. Ya da ben öyle zannediyordum.
Ancak Mısır öyle büyülü bir yer ki bu yazıyı yazdığım anlarda dahi hâlâ etkisinden
çıkabilmiş değilim. Gözlerimi kapattığım an Hatshepsut’un o görkemli tapınağı
zihnimde beliriyor. Yani aslında özlemim dinmiş değil. Neyse, konu madem
Hatshepsut Tapınağına geldi, o hâlde günümüz Mısır’ından çıkıp bir an önce asıl
meselemize gelelim. Yani turda ilgimi çeken antik Mısır’a ilişkin bazı eserlere
(yazıyı uzatmamak için tümünü bu yazı içinde ifade etmeyeceğimi belirteyim).
Turumuzun antik Mısır’la ilgili ilk durağı Luksor’un batı tarafında bulunan
Krallar Vadisi’ydi. Krallar Vadisi, Mısır’ın 18.-20. Hanedanlık dönemi
firavunları (örn. Tutankhamon, Ramses’ler, Seti gibi) ya da kralları (rehberimiz
kral ya da kraliçe demeyi tercih ediyordu, ben de o yüzden yazı boyunca kral ya
da kraliçe diyeceğim=)) ve dönemin önde gelenleri için inşa edilen mezarların bulunduğu
bir bölge. Bu bölgedeki mezarlar KV (King of Valley/Krallar Vadisi) koduyla keşif
sırasına göre numara verilerek isimlendirilmiş. Mısır’ın en güçlü krallarından,
19. Hanedanlığın ikinci kralı ve II. Ramses’in babası olan I. Seti’nin mezarını
(KV17) ve çocuk kral Tutankhamon’un mezarını (KV62) göreceğim için çok
heyecanlanmıştım. Zira Seti’nin mezarı vadideki en süslü, en derin ve en büyük
mezarlardan biri olmasının yanı sıra Seti’nin gücünü ve ihtişamını da yansıtır
nitelikte görseller barındırıyor. Örneğin ölünün öbür dünyada nefes almasını
sağlamak amacıyla düzenlenen çok önemli bir dini bir tören olan ağız açma ritüeli, ölüler kitabı, kısaltılmış bir dua kitabı ve kanatlı İsis tasviri
ile Seti’nin çeşitli tanrı ve tanrıçalarla tasvirleri gibi çok detaylı duvar
süslemelerini Seti’nin mezar duvarlarında görmek mümkün.
![]() |
| Seti'nin mezar odası görseli (kaynak:Made in Egypt Facebook hesabı) |
Öte yandan Tutankhamon (Kral Tut), malumunuz, mezarının keşif hikâyesi ve
sonrasında yaşanan ölüm vakalarıyla “lanetli firavun” olarak damgalanıp Hollywood’a ciddi bir malzeme sağlaması
sebebiyle epey popüler (ilk arabam Tut’un bile isim babası Tutankhamon=)). Ağız
açma ritüeline ilişkin tasvirler Kral Tut’un mezar odasının duvarlarında da
bulunuyor. Ancak ne yazık ki her iki mezar da tadilatta olduğundan söz konusu
mezarlara giremedik. III. Ramses’in mezarı (KV11) ve VI. Ramses’in mezarı (KV9) ile yetinmek
zorunda kaldım. Öte yandan KV9’daki çalışmalar sırasında ortaya çıkan toprak,
bu mezarın inşasında görevli zanaatkârlar için inşa edilen kulübelerin altında
gömülü olan Kral Tut’un mezarının üstünü örterek yıllar boyunca korunmasını
sağlamış. Zira KV9 ve KV62 kodları arasındaki sayısal fark da Kral Tut’un
mezarının, ta ki bir eşeğin ayağı çıkura girip de mezarın giriş odası ortaya
tesadüfen çıkana kadar, yıllar boyunca korunduğunu gözler önüne seriyor. Girebildiğimiz
mezar odalarıyla (KV9 ve KV11) ilgili detaylı görselleri internette
bulabilmeniz mümkün. Bu yüzden bu yazı kapsamında III. Ramses’in mezar (KV11)
duvarında gördüğüm ve son derece ilginç bulduğum bir görseli paylaşacağım:
Üç başlı ve dört ayaklı yılan görseli ilk bakışta Yunan mitolojisinde “çukur
iblisi” olarak ifade edilen yılan kuyruklu üç başlı bir köpek olan Kerberos’u
andırıyor gibi görünebilir. Oysaki KV11’in D2 koridorundaki duvar boyunca
uzanan bu görsel, Mısırbilimciler tarafından Amduat’ın (yeraltı) dördüncü saatinde
geçen bir yeraltı dünyası varlığı olarak ifade edilir. Güneş tanrısının gece
yolculuğu sırasında geçtiği kutsal yolu korumakla görevli olan bu varlık, “kutsal
yolun bekçisi” olarak anılır. Amduat’ın dördüncü saati, güneş tanrısının
yeraltı dünyasının en karanlık ve gizemli bölgesine girdiği evre olduğundan
burada karşılaşılan varlıkların da sıra dışı olması kaçınılmazdır (halk
arasında “11.00-03.00 arası ‘iyi saatte
olsunların’ ziyaretine açık saatlerdir” inanışı da bana Amduat’in dördüncü
saatinin tekinsizliğini hatırlatır. Acaba biz de rüyalar alemindeyken Amduat’takine
benzer evrelerden mi geçiyoruz?!).
Luksor’daki ikinci durağımız Hatshepsut’un Cenaze Tapınağıydı. Kraliçe
Hatshepsut’la ilgili daha önceden yazdığım yazılarımı okuyarak bilgi alabilirsiniz. Bu yüzden burada Hatshepsut’la
ilgili detayları vermeyeceğim. Hatshepsut’un söz konusu cenaze tapınağı,
döneminin mimarı ve aynı zamanda rehberimizin söylediğine göre ihtimal
dâhilinde sevgilisi de olan Senenmut tarafından kayalara oyularak inşa edilmiş.
Senenmut’un hayatı boyunca bekâr bir adam olarak yaşayıp hiç evlenmediğine
ilişkin kanıtlar da Hatshepsut’la olan gönül ilişkisini destekliyor olabilir.
Zira Senenmut’un mezarlarında ebeveynleriyle yalnız olarak tasvir edilmesi,
cenaze törenlerinin yürütülmesinden sorumlu olan kişilerin de kendi oğullarından
değil kardeşlerinden biri olması gibi detaylar da söz konusu. Rehberimiz,
Senenmut’un mezarının da tapınağın yakınında olduğunu söyledi. Kraliçe
Hatshepsut tarafından inşa edilen bu mezarın yer tercihi de manidar olabilir.
Neyse, Hatshepsut ve Senenmut arasındaki olası ilişkiye dair magazini bir
tarafa bırakacak olursak, rehberimizin dikkatimizi çektiği tapınak
duvarlarındaki ilginç bir tasviri paylaşmak istiyorum:
![]() |
| Hatshepsut'un tapınak duvarlarındaki Punt sahnesinden bir kesit: Punt kraliçesi Ati, önünde Punt kralı Parahu, Kraliçenin arkasında eşek ve sunular |
Antik Mısır sanatında insan tasvirlerinin gerçeği yansıtmayacak şekilde
idealize edilmiş olduğunu (kaslı, atletik, estetik) biliyoruz (Akhenaton dönemi
hariç). Bu konuyla ilgili daha önceden yazdığım yazımı buradan okuyabilirsiniz. Tapınaktaki bu görselde ise
hiyerogliflerden Punt kraliçesi olduğunu öğrendiğimiz Ati’nin son derece şişman
ve hantal bir tasvirini görüyoruz. Ati’nin yanındaki ise Punt kralı Parahu.
Punt kraliçesinin olağanüstü şişman tasviri, uzun süreler boyunca
Mısırbilimciler için bir araştırma konusudur. Bazı uzmanlara göre bu tasvir,
kraliçenin fil hastalığı gibi metabolik bir hastalıktan mustarip olduğunu göstermekteyken
bazılarına göre ise Punt halkının zenginliğini, doğurganlığını ve farklılığını
vurgulayan bilinçli bir tercih. Bu tasvirin kraliçenin fiziki görünüşüyle
ilgili olduğunu düşünenlere katılıyorum. Zira zenginlik göstergesi olsaydı Kral
Parahu’nun da aynı şişmanlıkta tasvir edilmiş olması gerekirdi. Öte yandan kraliçenin
ardında tasvir edilen eşek görseli ise internet aleminde uzun bir süre alay
konusu olmuş ve gerçek dışı yorumlamalara maruz kalmıştır. Bu sahnede antik
Mısırlıların mizah anlayışına vurgu yapılarak “Kraliçeyi taşımak zorunda kalan
eşek” ifadelerinin hiyerogliflerle yazılmış olduğu gibi söylemler sosyal medyada
dolaşsa da bunun gerçeği yansıtmadığının bilinmesi mühimdir. Aslolan tapınak
duvarlarındaki Punt sahnelerinin antik dünyadan günümüze ulaşan en ayrıntılı
denizaşırı ticaret seferi kayıtlarından biri olmasıdır. Kraliçe Hatshepsut’un
tanrı Amun’un buyruğuyla Punt’a gemiler gönderdiği ve buradan mür ağaçları,
tütsüler, abanoz, fildişi, altın, egzotik hayvanlar getirtildiği tapınak
duvarlarında anlatılır.
![]() |
| Hatshepsut Tapınağındaki Hatshepsut heykelleri. Hatshepsut'un heykellerinde kendini bir kral gibi tasvir ettirdiğine dikkat ediniz. |
![]() |
| Benim için vuslat<3 |
Hatshepsut Tapınağından sonra kısa bir süre Memnon Heykellerini ziyaret
ettik. Aslında bu heykellere Memnon heykelleri demek istemiyorum zira
heykeller, Tutankhamon’un dedesi, Akhenaton’un babası III. Amenhotep döneminde
inşa edilen ve onu tasvir eden heykellerdir. Peki neden Memnon heykelleri
olarak biliniyor? Rehberimizin bunun sebebiyle ilgili yaptığı açıklama son
derece ilginçti. Heykeller MÖ. 14. yüzyılda III. Amenhotep’in cenaze
tapınağının girişine dikilmiş olup heykellerin Memnon’la hiçbir ilgisi yoktu.
Memnon ismi ise çok daha sonra, Yunan ve Roma dönemlerinde ortaya çıkmıştı.
Yunan mitolojisinde Memnon, şafak tanrıçası Eos’un oğluydu. Achilles tarafından
öldürüldüğüne inanılırdı. MÖ. 27 civarında meydana gelen deprem sonucunda
heykel zarar görünce her gün gün doğumunda heykelden uğultu, ıslık, tel
titreşimi ve çınlamayla karışık garip bir ses çıkmaya başladı. Her şeyi
kendilerine mal etmeyi seven antik Yunanlılar bu sesin şafak vakti annesi Eos’u
selamlayan Memnon’un sesi olduğuna inanmaya başladılar. Ve böylece heykeller
Memnon heykelleri olarak anılmaya başlandı. Her ne kadar MS 200 civarı
heykeller restore edildikten sonra bu garip ses kesilmiş olsa da heykeller hâlâ
III. Amenhotep’in heykelleri olarak değil, Memnon heykelleri olarak biliniyor.
Zaten İsis, Osiris, Thoth ve Anubis gibi tanrı ve tanrıçaların isimleri de
orijinal dili olan Mısır dilindeki karşılıklarıyla değil, Yunan dilindeki karşılıklarıyla
biliniyor. İsis yerine Aset, Osiris
yerine Usir, Thoth yerine Djehuty ve Anubis yerine Inpu desem, eğer bir
Mısırbilimci veya antik Mısır üzerine derin okumalar yapmış biri değilseniz bu
isimlerin bu tanrı ya da tanrıçalara denk geldiğini anlamanız pek de kolay
olmayabilir. Aynı durum antik Mısır’ın kral ve kraliçe isimleri için de
geçerlidir. Yunanların bu isimleri kendi dillerine uyarlaması, Mısır’ı ilk
sistemli anlatan ve aktaranların Yunan olması (örn. Heredot, Strabon), orijinal
Mısır adlarının Rosetta taşı çözülene kadar bilinmemesi veya dolaşıma girmemesi
ve bu yüzden bu isimlere geç adapte olunması gibi sebeplerle Yunanca isimlerin
daha popüler olduğu söylenebilir. Popüler demişken, popüler kültürde geniş bir
yer kaplayan Yüzüklerin Efendisi’ne de burada değinmeden edemeyeceğim. Zira
Memnon heykelleri bana hep Yüzüklerin Efendisi’ndeki Argonath (kapılar
kralları) heykellerini çağrıştırmıştır. Yüzüklerin Efendisi serisinin Yüzük
Kardeşliği bölümünde Tolkien, “eski kralların sessiz bekçileri” olarak
tanımladığı bu iki dev taş kral figürünün yolcular üzerinde saygı ve korku
karışımı bir etki yarattığından bahseder. Belki de Tolkien, Argonath heykelleri
için ilhamını Memnon heykellerinden almıştır. Görkemli Memnon heykelleri de
antik Mısır’ın sessiz bekçileri gibi saygı, hayranlık ve biraz da korku
uyandırıyor. Siz ne dersiniz?
![]() |
| Memnon heykelleri (III. Amenhotep heykelleri) |
![]() |
| Argonath heykelleri (Yüzüklerin Efendisi Yüzük Kardeşliği filminden) |
İki bölümden oluşmasını planladığım yazımın ilk bölümünü burada
sonlandırıyorum. İkinci bölümde görüşmek dileğiyle antik Mısır’la kalınız=)
Notlar:
1.Mısır sokaklarındaki çöpler Zabbaleen adı verilen gayriresmi çöp
toplayıcı topluluklar tarafından toplanıyormuş. Bunlar, topladıkları atıkları
geri dönüştüren ve bu yolla para kazanan topluluklarmış. Sanırım belediye
altyapısının yetersizliği ve koskoca şehirde (Kahire) üretilen çöplerin bu
topluluklar tarafından toplanması, çöplerin yığın olarak birikmesini
beraberinde getiriyor.
2.Mısır sokaklarında tamamlanmamış, renksiz, sıvasız, ruhsuz binaları bolca
görebilirsiniz. Tamamlanmış binaların vergi ve resmi yükümlülükleri beraberinde
getirmesi, insanları tamamlanmamış ruhsuz binalarda oturmaya itiyormuş.
3.Yazının girişinde “sabunsuz” tuvaletlerden bahsetmiştim. Bir dinlenme
tesisinde 1 dolar vererek (50 Mısır pound’u) girdiğim tuvalette peçete yoktu. Sıvı
sabun ise plastik bir bardağın içine boşaltılmıştı. Tuvaletten çıkan herkesin
bu bardağı alıp eline sabunu dökmesi gerekiyordu (!). Bu yüzden tuvalete
girmemle tuvaletten çıkmam bir oldu. Olan, 1 dolarıma oldu=) Konakladığımız
oteller ve gittiğimiz kafeler (İskenderiye’deki kafeler) dışında pompalı
sabunluk yoktu. Yani anlayacağınız sabun anlayışı biraz farklı. Gitmeden önce
bunu bilmenizde, gerekirse (ki gerekiyor) yanınızda kâğıt sabunlar ve peçete
taşımanızda fayda var.
4.Mısır’da turistlere çok yoğun bir ilgi var. İlk paragrafta bu ilginin
olumsuz kısmından bahsetmiştim. Bu ilgiyle ilgili bana şaşırtıcı gelen kısım
ise Mısırlıların (özellikle genç ve çocukların) turistlerle fotoğraf (selfie)
çektirme merakı oldu. Mısır turum boyunca yedi farklı kişiyle selfie çektirdim.
Bu durum benim için epey şaşırtıcı olmakla birlikte hoşuma da gitmedi değil.
Kendimi kısa bir süreliğine de olsa ünlü kişi gibi hissettim=)
·
































