Memnon, namıdiğer III. Amenhotep heykellerinden sonraki durağımız Karnak
Tapınak Kompleksi’ydi. Modern Luksor (antik Teb) yakınlarında yer alan bu
tapınak kompleksi, sadece Antik Mısır’ın en büyük ve en önemli dini yapısı
olmakla kalmayıp dünyanın da en geniş antik dini kompleksidir. Güneş Tanrısı
Amon-Ra’ya adanmış bu kompleks, iki bin yılı aşkın bir süre boyunca farklı
firavunlar (kral ve kraliçeler) tarafından yapılan eklemelerle epey
genişletilmiş. İçinde irili ufaklı pek çok tapınak bulunan bu açık hava müzesi,
Mısır’da Giza Piramitleri’nden sonra en sık ziyaret edilen tarihi alan olarak
karşımıza çıkıyor. Bu tarihi alanın girişinde sizi aslanlı bir yol (Sfenks
yolu) karşılıyor. Aslanlı yol dediğime bakmayın, zira bu yolun her iki yanına
dizilerek sizi karşılayan bu “aslan” heykellerinin sadece vücudu aslan görünümünde
olup kafası koç görünümünde. Antik Mısır’da bu gibi melez yaratıkları hem yeraltı
(Amduat) hem de yer üstü ikonografisinde bolca görebilmeniz mümkün.
![]() |
| Koç başlı sfenkslerden bir kesit |
Yol boyunca iki yana sağlı sollu dizilmiş yaklaşık 1050 adet sfenksin koç
başı, Güneş tanrısı Amon-Ra’yı simgeliyor. Koç başlı sfenks yolu, antik dönemde
çok önemli bir dini festival olan Opet Festivali'ne de ev sahipliği yapıyordu. Tanrı
ve tanrıçaların gücünü tazelemek, firavunların ilahi egemenliğini
meşrulaştırmak amacıyla yapılan Opet festivali sırasında Güneş tanrısı Amon-Ra,
ilahi anne tanrıça Mut ve Amon-Ra ile Mut’un oğlu olan Ay tanrısı Khonsu’dan
oluşan kutsal Teb Üçlüsü’nün heykelleri sfenks yolundan geçirilirdi. Genellikle
Nil sularının yükseldiği ikinci ayda kutlanan bu festival, yaklaşık 11-20 gün
arasında sürerdi. Ben de bu koç başlı sfenkslerin önünden geçerken binlerce yıl
öncesine gittim ve kendimi bir anda Ra, Mut ve Khonsu’nun heykellerini taşıyan
bir kafileyi selamlarken Opet festivalinin içinde buldum. Ya da başıma güneş
geçti ve hayaller görmeye başladım (ikinci seçenek daha olası çünkü gerçekten
hava epey sıcaktı. Bu yüzden tapınak kompleksine sabahın erken saatlerinde, Ra
henüz yükselmemişken gitmenizde fayda var=)).
Karnak Tapınak kompleksine iki bin yılı aşkın bir süre boyunca farklı
firavunlar tarafından eklemeler yapıldığından ve eserler kazandırıldığından
bahsetmiştim. Bana göre bu eserlerden en etkileyici olanlarından biri Kraliçe
Hatshepsut tarafından inşa ettirilen dikilitaş. Devasa bir anıt eser olan
Hatshepsut dikilitaşı, aslında bir çift olarak tasarlanmış olsa da Güney’deki
ikiz dikilitaşı antik dönemde yıkılmış. Bu yüzden geriye komplekste gördüğümüz
pembe granit bloktan oluşan dikilitaş kalmış. Yaklaşık 29 metre yüksekliğinde
ve 343 ton ağırlığında olan Hatshepsut dikilitaşı, Hatshepsut’un geriye
bıraktığı pek çok eser gibi görülmeye değer ve son derece etkileyici. Hatshepsut
tarafından Amon-Ra’ya adanan bu antik eserin Aswan’daki ocaklardan çıkarılıp
Nil nehri üzerinden Karnak’a taşınma süreci de hiyerogliflerle detaylıca
belgelenmiştir. Karnak Tapınağı’ndaki “en yüksek ayakta duran” dikilitaş olma
özelliği, âdeta Kraliçe Hatshepsut’un ve bence kadının gücünün ve
dayanıklılığın bir simgesi gibi=)
![]() |
| Hatshepsut Dikilitaşı |
Tapınak kompleksine kazandırılan eserler demişken Hipostil Salonu’ndan bahsetmeden olmaz. Tasarımı ilk olarak Hatshepsut tarafından oluşturulan (şaşırdık mı?! =)) bu yapı da doğal olarak Teb’in en yüce tanrısı Amon-Ra’ya adanmış. I. Seti tarafından inşa edilen salonun yapımı II. Ramses tarafından tamamlanmış. Hipostil Salonu, dönemin firavunları tarafından dini törenleri gerçekleştirmek ve gücü simgelemek için inşa ettirilen ve yüksekliği 10 metre ile 24 metre arasında değişen 134 devasa sütun barındırıyor. Her bir sütunun üzerinde III. Amenhotep, I. Seti, II. Ramses, IV. Ramses ve VI. Ramses gibi dönemin firavunları tarafından yaptırılan, genel olarak firavunların başarılarını anlatan yazıtları ve süslemeleri görmek mümkün.
Karnak Tapınağı’nın merkezinde yer alan skarabe (bokböceği) heykeli de
görülmeye değer. III. Amenhotep (Tutankhamon’un dedesi, Akhenaton’un babası,
Memnon heykellerinin sahibi) tarafından gül rengi granitten oyularak yaptırılan
bu eser, tanrı Khepri’ye adanmıştır. Antik Mısırlılar için skarabeler son
derece kutsaldı. Skarabelerin dışkı topaklarını geriye doğru yuvarlaması, Güneş
tanrısı Khepri’nin Güneş’i gökyüzünde hareket ettirmesiyle bağdaştırılmıştı.
Skarabelerin dışkı toplarını toprağa gömdükten sonra yavruların topraktan “kendi
kendine” sihirli bir biçimde çıktığına inanılması, ölen kişinin Amduat’ta
(yeraltı dünyası) yeniden canlanarak ölümsüzlüğe ulaşmasıyla ilişkilendirilmişti.
Skarabeler, tüm bu özellikleri sebebiyle kutsallık kazanmış ve
tanrılaştırılmıştı. Mumyalama sırasında vücutta bırakılan tek organ olan kalbin
üzerine koruyucu olarak da skarabe tılsımları yerleştirilirdi. Tapınaktaki skarabe
heykelinin etrafında saat yönünün tersine yedi tur dönülmesinin şans, bereket
ve doğurganlık getirdiği yönünde de bir inanış var. Giderseniz aklınızda
bulunsun=) Bu arada, heykelin etrafında neden saat yönünün tersine dönüldüğünü
merak ediyor olabilirsiniz. Bunun sebebi skarabelerin dışkı topaklarını “geriye
doğru” yuvarlamasıdır. Dolayısıyla heykel etrafında saat yönünün tersine dönerek,
skarabenin doğadaki döngüsel hareketine (ritüeline) uyum sağlamış olursunuz. Böylece
niyetiniz/dileğiniz doğanın döngüsüne uyumlanır ve kabul edilme ihtimali artar.
Benden söylemesi=)
![]() |
| Etrafında saat yönünün tersine yedi kere döneceğiniz skarabe heykeli |
Tapınakta skarabe heykelinin bulunduğu alanda Kutsal Göl ile
karşılaşıyorsunuz. III. Tutmosis (Hatshepsut’un
üvey oğlu, tahta çıkmak için Hatshepsut’un ölümünü, yani 30 yıl beklemek zorunda
kalmıştı) tarafından yaptırılan Kutsal Göl’de rahipler, tapınak ayinlerine
başlamadan önce yıkanırlardı. Kutsal Göl aynı zamanda evrenin yaratılışındaki kadim
suları, yani Nun’u temsil etmekteydi. Nun yani kadim sular, özellikle Aşağı Mısır’ın
(Heliopolis) kozmogonisinde (yaratılış miti) son derece önemli bir yer kaplar.
Zira Nun, Güneş tanrısının kendi kendine var olarak “İlk Tufan’dan” doğduğu,
böylece sonraki bütün yaratılışın kaynağı olduğu sulardır (Mısır’ın yaratılış mitiyle ilgili detaylara yer verdiğim yazımı okumak için bkz.)

Kutsal Göl (görsel https://kasadoo.com/album/africa/egypt/luxor/karnak-temple-sacred-lake#imgAlbum adresinden alınmıştır)
Kutsal Göl miti, pek çok filmde de arınma ve yeniden doğuş ritüeli olarak
karşımıza çıkar. Örneğin 300: Bir İmparatorluğun Yükselişi filminde Pers Kralı
Serhas’ın sıradan bir ölümlüyken mistik bir mağaradaki karanlık sulara dalarak
yıkandıktan sonra “yeniden doğup” acımasız bir Tanrı-Kral’a dönüşmesi, Matrix
filminde Neo’nun gerçek dünyaya adapte olmak ve arınmak için sık sık su dolu
küvete girmesi gibi sahneler, Kutsal Göl mitiyle ilişkilendirilebilir. Ben de
tapınakta gezerken Ra’nın yakıcı ışınlarının etkisiyle bir anda kendimi Kutsal
Göl’e atıp ferahlamak istedim. Belki de Kutsal Göl’e giren ben ile çıkan ben
bir olmayacaktı. Kim bilir…=)
Devamı gelecek...





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder