6 Haziran 2026 Cumartesi

Mısır Seferim-Bölüm 3

 

Başlangıçta iki bölümden oluşmasını planladığım “Mısır Seferim” başlıklı yazı dizimin son bölümü ile karşınızdayım. Luksor’daki Kutsal Göl’de kalmıştık. Kutsal Göl’den sonraki durağımız (bir gün sonrası) Giza Platosu’ndaki Giza Piramitleri (Üç Büyük Piramit) oldu. Giza Piramitleri’nden Keops (Antik Mısır ismiyle Khufu), antik çağ gezginleri ve tarihçileri tarafından belirlenen dünyanın yedi harikasından ayakta kalan tek yapı olarak tüm görkemiyle bizi karşıladı. Yapıldığında 146 metre olan bu yapının günümüzdeki yüksekliği 138 metre. Piramidin isminin Keops olması sizi yanıltmasın. Zira piramidin Keops tarafından 20 yılda inşa ettirildiği bilgisi, klasik arkeolojinin bir anlatısı. Günümüzde pek çok kişi (ben de bu kişilerin arasındayım), piramidin Keops tarafından yaptırılmadığını, Keops ve sülalesinden çok daha öncesinde bu piramitlerin orada bulunduğunu, Keops’un ve ailesinin bu piramitleri kendilerine mal ettiğini, piramitlere âdeta “çöktüklerini” düşünüyor=) Bu arada sürekli Keops diyorum, zira Mısır krallarının, kraliçelerinin, tanrı ve tanrıçalarının Yunanca karşılıkları Mısır dilindeki karşılıklarından maalesef daha popüler. Yunan tarihçi Herodot, Khufu’dan bahsederken ismin Yunanca söylenişi Keops’u kullanmış ve Keops ismi popülerleşmiş. Giza piramitlerinden ortancası Kefren (Keops’un oğlu, Mısır dilindeki karşılığı Khafra), küçüğü ise Mikerinos (Kefren’in oğlu, Mısır dilindeki karşılığı Menkaura) olarak biliniyor. 

Kefren piramidi

Giza piramitlerinin içinde şimdiye kadar hiçbir mumyaya rastlanmamış olması, duvarlarda hiçbir dini metnin ya da görselin olmaması, duvarların bomboş olması piramitlerin mezar odası olarak yapılmadığını düşündürüyor. Ancak Antik Mısır döneminde mezar duvarlarını süsleyen ilk hiyeroglif metinlerinin Khufu’nun sülalesi olan 4. Hanedanlık döneminde değil, bu dönemden sonra gelen 5. ve 6. Hanedanlık dönemi firavunlarının mezar odalarında görülmeye başlandığı da göz önünde bulundurulmalı. Örneğin Sakkara’daki Zoser piramidinin yanında bulunan Unas Piramidi, bu konudaki ilk örneklerden biri. Dışarıdan son derece mütevazı görünen bu piramidin içinde “Piramit Metinleri” olarak bilinen dünyanın en eski dinsel metinleri yer alıyor. 283 adet büyü içeren Piramit Metinleri, Unas’ın sonsuz hayata geçişini kolaylaştırmak için piramit duvarlarına yazılmış. Unas’ın Piramit Metinleri, sonraki dönem firavunlarının mezar duvarları süslemeleri ve dua metinleri için de ilham olmuş.   

Unas Piramidi (görsel https://www.tripadvisor.com.tr/Attraction_Review-g730107-d566602-Reviews-Pyramid_of_Unas-Saqqara_Giza_Governorate.html adresinden alınmıştır)

Yıldız gözlemleri ile ilgili kayıtları da içeren Unas metinleri (Piramit Metinleri), “Horus’un Takipçileri” denen bilgelerin Büyük Felaket’ten sağ kurtulduğunu ve bir adadan geldiğini anlatır. Ayrıca ölen kralın Osiris’e katıldığından ve Orion’da bir yıldız hâline geldiğinden bahseden Piramit Metinleri’nde ölüm sonrasıyla ilgili olarak ölen kişiye (krala) ithafen şunlar yazılıdır:

“Gittin ama geleceksin

Uyudun ama uyanacaksın

Öldün ama yaşayacaksın

Göklere yüksel

Gökler sana Orion gibi yeniden doğum versin

Gökyüzüne Orion olarak ulaşacaksın

Ruhun Sirius kadar etkin olacak.”

Bu büyülü sözlerin tesirinden çıkabiliyorsak çıkalım ve Giza Platosuna geri dönelim. Tur sırasında rehberimiz Giza Platosundaki Üç Büyük Piramit’in hemen altında bulunan Büyük Sfenks’in yanındaki su izlerine ve derin dikey oyuklara dikkatimizi çekti. Bu su izleri ve oyuklar, Sfenks’in geleneksel olarak kabul edilen tarihten çok daha eski olabileceğine yönelik tartışmaları beraberinde getiriyor. Zira jeologlar, söz konusu oyukların çöl rüzgârlarıyla değil, şiddetli yağmur akıntıları ve yağışlarla oluşabileceğini iddia ediyor. Bölgedeki yoğun yağışların görüldüğü son dönemin MÖ 10000-MÖ 7000 yıllarına denk gelmesi, Sfenks’in çok daha eski bir uygarlık tarafından inşa edilmiş olduğu fikrini doğuruyor. Geleneksel Mısırbilimciler ise (örn. Zahi Havas gibi) Sfenks’i Kefren dönemine tarihlendiriyor. Zira Sfenks’in yüzü Kefren’i temsil ediyor. Rehberimizin bu konuda dikkatimizi çektiği bir diğer nokta da Sfenks’in yüzü ile gövdesi arasındaki orantısızlıktı. Yüzü gövdesine göre çok daha küçüktü. Mısır firavunlarının “sürdürülebilirlik” temelli davranışlar gösterip seleflerinin eserlerini kullanarak bu eserler üzerine kendi görünümlerini ya da başarı hikâyelerini işlettiği biliniyor. Dolayısıyla Kefren’in de Sfenks’in yüzünü kendine göre düzenletmiş olması olası. Burada asıl merak ettiğim, Kefren yüzünü Sfenks’e işletmeden önce Sfenks’in yüzünün nasıl görünüyor olduğu. Sanırım bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz…

Giza Platosu'ndan bir kesit

Giza Platosu’ndan sonraki durağımız Büyük Mısır Müzesi’ydi (Grant Egyptian Museum). Öncelikle şunu belirtmek isterim. Louvre Müzesi, dünyanın en büyük müzesi olma özelliğini Büyük Mısır Müzesi’ne kaptırmış durumda. Büyük Mısır Müzesi, sadece dünyanın en büyük müzesi değil, aynı zamanda “tek bir medeniyete adanmış” en büyük arkeoloji müzesi. Müzenin girişinde sizi II. Ramses’in devasa heykeli, tüm ihtişamıyla karşılıyor. 3200 yıllık bu ikonik eser, 83 ton ağırlığında ve 11 metre yüksekliğinde. Heykelin sırtında firavunun adını ve ünvanlarını ifade eden hiyeroglif yazıları bulunuyor (“Ra’nın oğlu”, “Amun’un sevgilisi” gibi). Heykel, uzun yıllar boyunca Kahire’nin merkezindeki Ramses Meydanı’nda sergilenmiş. Ancak egzoz gazlarının verdiği zarardan korumak amacıyla 2006 yılında Giza’ya taşınmış (iyi ki taşınmış, günümüz Kahire sokaklarını düşününce heykelin ihtişamına yazık olurdu). 2018 yılında ise inşaatı devam eden Büyük Mısır Müzesi’ne taşınmış. Heykel’in konumlandırılmasıyla ilgili mimari detaylar da ilgi çekici. Zira heykel, Abu Simbel’deki II. Ramses Tapınağı’ndaki güneş olayına bağlı kalınarak konumlandırılmış. Bilmeyenler için kısaca açıklayayım: Abu Simbel’deki tapınakta yer alan II. Ramses heykelinin yüzüne güneş ışınları doğrudan, firavunun doğum günü (22 Ekim olarak kabul edilir) ve taç giyme günü (22 Şubat olarak kabul edilir) olmak üzere yılda sadece iki kez vuruyor. Aynı durum müzedeki heykel için de geçerli. Günümüz teknolojisi antik dönem mühendislik dehasından yola çıkıp söz konusu fenomeni deneyimlememizi sağlıyor. Müze cephesine yerleştirilen özel bir açıklık sayesinde güneş ışığı sadece 22 Ekim ve 22 Şubat tarihlerinde 20 dakika boyunca heykelin üzerinde kalıyor. Bu tarihler aynı zamanda tarım ve hasat mevsimlerinin de başlangıcını simgeliyor.

II. Ramses Heykeli-Büyük Mısır Müzesi girişi

 
Heykelin arka yüzü (arka yüzünde "Ra'nın oğlu", "Amun'un sevgilisi" anlamına gelen hiyeroglifler var)

Müzeyi ziyaret ettiğimiz gün bu tarihlerin dışında olduğundan söz konusu fenomeni göremedim. Zaten dünyanın en büyük müzesi olması sebebiyle müzeye minimum iki ya da üç gününüzü ayırmanız gerekiyor. Bizim, müzeyi gezmek için sadece üç saatlik bir süremiz vardı. Bu süre içinde sadece Kral Tut’un mezar odasından çıkan eserlerin sergilendiği bölümü gezebildim. Tut’un eserlerinin replikalarını İstanbul’daki sergide görmüştüm. Tabii replikalar orijinalleri kadar heyecan verici değildi. Bunun sebebine ilişkin düşüncelerimi şu yazımda okuyabilirsiniz. Tut’un mezar odasından çıkan son derece ihtişamlı eserlerin hepsini burada anlatmaya kalksam sanırım bir ansiklopedi oluşur. Bu yüzden dikkatinizi uşabtilere çekmek istiyorum. Uşabtiler, Antik Mısır dilinde “cevap veren”, “hizmetkâr” gibi anlamlara geliyor. Eski Krallık döneminde (Keops sülalesini hatırlayınız) ölen firavunlarla birlikte onlara öbür dünyada hizmet etmeleri için gerçek hizmetkârları da kurban edilip yanlarına gömülürken neyse ki Orta Krallık döneminde bu uygulama bırakılmış ve canlı hizmetkârların yerini uşabtiler almış. Uşabtiler, fayans, tahta, kil veya taştan üretilen küçük heykelcikler. Genellikle ellerinde tarım aletleri tutarlar. Zira görevleri, öbür dünyadaki zorlu tarım ve inşaat işlerini sahibinin (ölen kişinin) yerine icra etmek. Uşabtilerin öbür dünyada kullanacakları alet edevat da onların boyutuna göre minik minik yapılmış. Bu yüzden uşabti ve uşabtilerin öbür dünyada kullanacakları alet edevat bölümü son derece sevimli=)

Uşabtiler ve minnak alet edevatları (Kral Tut'un mezar odasından çıkanlardan sadece bir kısmı)

Kral Tut’un mezarında öbür dünyada kral için ağır işleri yapması için konulmuş toplam 413 adet uşabti bulunmuş. İrili ufaklı pek çok uşabtiyi, minik alet edevatlarını ve burada detaylıca anlatmaya kalksam sayfaların yetmeyeceği çok daha fazlasını Kral Tut’un bölümünde görebilmeniz mümkün.

Büyük Mısır Müzesi’nin en önemli parçalarından biri de bu yazıda kendisini çokça andığım Kral Khufu’ya (Keops) ait 4500 yıllık Güneş Teknesi. Khufu’nun öbür dünyada güneş tanrısı Ra ile birlikte seyahat etmesi için tasarlanan bu tekne tamamen sedir ağacından üretilmiş ve 43 metre uzunluğunda (sedir ağacının Antik Mısır ikonografisinde son derece önemli olduğunu, Osiris’in de Seth tarafından öldürüldükten sonra bedeninin sedir ağacından yapılmış bir tabutla taşındığını belirteyim). Tekne, 1954 yılında Giza Piramitleri’nin yanında gömülü olarak bulunmuş. Teknenin çıkarıldığı yeri piramitlerin hemen yanından kolaylıkla görebiliyorsunuz.

Güneş Teknesi (görsel https://arkeofili.com/khufunun-gizemli-gunes-teknelerinin-amaci-hala-bilinmiyor/ adresinde alınmıştır)

Müzede sadece Kral Tut’un bölümünü gezerken bile o kadar yorulmuştuk ki kendimizi müzenin girişindeki II. Ramses’in ihtişamlı heykelini gören bir kafeye attık. Canım o kadar çok Türk kahvesi istiyordu ki sanki Türk kahvesi içmezsem oturduğum yerden kalkamayacaktım (evet, her gün en az iki fincan Türk kahvesi içmezsem olmaz=)). Neyse ki Mısır’daki kafelerde Türk kahvesi bulunuyor. Ancak genellikle şeffaf fincanlarda/bardaklarda ve bol telveli geliyor. Sunum ve tat olarak da beklentimi çoğu zaman karşılamadı Mısır’da içtiğim Türk kahveleri. Taa ki Büyük Mısır Müzesi’ndeki Türk kahvesi sunumunu görene kadar. Aslında burada da şeffaf fincanda gelmişti fakat yanında gelen eğlenceli not, tüm yorgunluğumu aldı=)

Kahvemle birlikte gelen notu okumakla zorlananlar için yazayım: "You are like an espresso shot... too strong for your own good"=)

Kahvemi yudumlarken II. Ramses’le göz göze geldik. Sanki bana “Abu Simbel’e git. Tapınağımı ziyaret et. Daha hiçbir şey görmedin,” der gibiydi. Ramses’in bu buyruğunu yerine getirmezsem olmazdı. Bir sonraki Mısır seferimin rotası belirlenmişti artık.

Bekle beni Abu Simbel!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder