Başlangıçta iki bölümden oluşmasını planladığım “Mısır Seferim” başlıklı
yazı dizimin son bölümü ile karşınızdayım. Luksor’daki Kutsal Göl’de kalmıştık.
Kutsal Göl’den sonraki durağımız (bir gün sonrası) Giza Platosu’ndaki Giza
Piramitleri (Üç Büyük Piramit) oldu. Giza Piramitleri’nden Keops (Antik Mısır
ismiyle Khufu), antik çağ gezginleri ve tarihçileri tarafından belirlenen
dünyanın yedi harikasından ayakta kalan tek yapı olarak tüm görkemiyle bizi
karşıladı. Yapıldığında 146 metre olan bu yapının günümüzdeki yüksekliği 138
metre. Piramidin isminin Keops olması sizi yanıltmasın. Zira piramidin Keops
tarafından 20 yılda inşa ettirildiği bilgisi, klasik arkeolojinin bir anlatısı.
Günümüzde pek çok kişi (ben de bu kişilerin arasındayım), piramidin Keops
tarafından yaptırılmadığını, Keops ve sülalesinden çok daha öncesinde bu piramitlerin
orada bulunduğunu, Keops’un ve ailesinin bu piramitleri kendilerine mal ettiğini,
piramitlere âdeta “çöktüklerini” düşünüyor=) Bu arada sürekli Keops diyorum, zira
Mısır krallarının, kraliçelerinin, tanrı ve tanrıçalarının Yunanca karşılıkları
Mısır dilindeki karşılıklarından maalesef daha popüler. Yunan tarihçi Herodot,
Khufu’dan bahsederken ismin Yunanca söylenişi Keops’u kullanmış ve Keops ismi
popülerleşmiş. Giza piramitlerinden ortancası Kefren (Keops’un oğlu, Mısır
dilindeki karşılığı Khafra), küçüğü ise Mikerinos (Kefren’in oğlu, Mısır dilindeki
karşılığı Menkaura) olarak biliniyor.
![]() |
| Kefren piramidi |
Giza piramitlerinin içinde şimdiye kadar hiçbir mumyaya rastlanmamış
olması, duvarlarda hiçbir dini metnin ya da görselin olmaması, duvarların
bomboş olması piramitlerin mezar odası olarak yapılmadığını düşündürüyor. Ancak
Antik Mısır döneminde mezar duvarlarını süsleyen ilk hiyeroglif metinlerinin
Khufu’nun sülalesi olan 4. Hanedanlık döneminde değil, bu dönemden sonra gelen
5. ve 6. Hanedanlık dönemi firavunlarının mezar odalarında görülmeye başlandığı
da göz önünde bulundurulmalı. Örneğin Sakkara’daki Zoser piramidinin yanında
bulunan Unas Piramidi, bu konudaki ilk örneklerden biri. Dışarıdan son derece
mütevazı görünen bu piramidin içinde “Piramit Metinleri” olarak bilinen
dünyanın en eski dinsel metinleri yer alıyor. 283 adet büyü içeren Piramit
Metinleri, Unas’ın sonsuz hayata geçişini kolaylaştırmak için piramit
duvarlarına yazılmış. Unas’ın Piramit Metinleri, sonraki dönem firavunlarının
mezar duvarları süslemeleri ve dua metinleri için de ilham olmuş.
![]() |
| Unas Piramidi (görsel https://www.tripadvisor.com.tr/Attraction_Review-g730107-d566602-Reviews-Pyramid_of_Unas-Saqqara_Giza_Governorate.html adresinden alınmıştır) |
Yıldız gözlemleri ile ilgili kayıtları da içeren Unas metinleri (Piramit
Metinleri), “Horus’un Takipçileri” denen bilgelerin Büyük Felaket’ten sağ kurtulduğunu
ve bir adadan geldiğini anlatır. Ayrıca ölen kralın Osiris’e katıldığından ve
Orion’da bir yıldız hâline geldiğinden bahseden Piramit Metinleri’nde ölüm
sonrasıyla ilgili olarak ölen kişiye (krala) ithafen şunlar yazılıdır:
“Gittin ama geleceksin
Uyudun ama uyanacaksın
Öldün ama yaşayacaksın
Göklere yüksel
Gökler sana Orion gibi
yeniden doğum versin
Gökyüzüne Orion olarak
ulaşacaksın
Ruhun Sirius kadar etkin
olacak.”
Bu büyülü sözlerin tesirinden çıkabiliyorsak çıkalım ve Giza Platosuna geri
dönelim. Tur sırasında rehberimiz Giza Platosundaki Üç Büyük Piramit’in hemen
altında bulunan Büyük Sfenks’in yanındaki su izlerine ve derin dikey oyuklara
dikkatimizi çekti. Bu su izleri ve oyuklar, Sfenks’in geleneksel olarak kabul edilen
tarihten çok daha eski olabileceğine yönelik tartışmaları beraberinde
getiriyor. Zira jeologlar, söz konusu oyukların çöl rüzgârlarıyla değil,
şiddetli yağmur akıntıları ve yağışlarla oluşabileceğini iddia ediyor. Bölgedeki
yoğun yağışların görüldüğü son dönemin MÖ 10000-MÖ 7000 yıllarına denk gelmesi, Sfenks’in çok daha eski bir uygarlık tarafından
inşa edilmiş olduğu fikrini doğuruyor. Geleneksel Mısırbilimciler ise (örn.
Zahi Havas gibi) Sfenks’i Kefren dönemine tarihlendiriyor. Zira Sfenks’in yüzü
Kefren’i temsil ediyor. Rehberimizin bu konuda dikkatimizi çektiği bir diğer
nokta da Sfenks’in yüzü ile gövdesi arasındaki orantısızlıktı. Yüzü gövdesine
göre çok daha küçüktü. Mısır firavunlarının “sürdürülebilirlik” temelli
davranışlar gösterip seleflerinin eserlerini kullanarak bu eserler üzerine
kendi görünümlerini ya da başarı hikâyelerini işlettiği biliniyor. Dolayısıyla
Kefren’in de Sfenks’in yüzünü kendine göre düzenletmiş olması olası. Burada
asıl merak ettiğim, Kefren yüzünü Sfenks’e işletmeden önce Sfenks’in yüzünün
nasıl görünüyor olduğu. Sanırım bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz…
![]() |
| Giza Platosu'ndan bir kesit |
Giza Platosu’ndan sonraki durağımız Büyük Mısır Müzesi’ydi (Grant Egyptian Museum). Öncelikle şunu belirtmek isterim. Louvre Müzesi, dünyanın en büyük müzesi olma özelliğini Büyük Mısır Müzesi’ne kaptırmış durumda. Büyük Mısır Müzesi, sadece dünyanın en büyük müzesi değil, aynı zamanda “tek bir medeniyete adanmış” en büyük arkeoloji müzesi. Müzenin girişinde sizi II. Ramses’in devasa heykeli, tüm ihtişamıyla karşılıyor. 3200 yıllık bu ikonik eser, 83 ton ağırlığında ve 11 metre yüksekliğinde. Heykelin sırtında firavunun adını ve ünvanlarını ifade eden hiyeroglif yazıları bulunuyor (“Ra’nın oğlu”, “Amun’un sevgilisi” gibi). Heykel, uzun yıllar boyunca Kahire’nin merkezindeki Ramses Meydanı’nda sergilenmiş. Ancak egzoz gazlarının verdiği zarardan korumak amacıyla 2006 yılında Giza’ya taşınmış (iyi ki taşınmış, günümüz Kahire sokaklarını düşününce heykelin ihtişamına yazık olurdu). 2018 yılında ise inşaatı devam eden Büyük Mısır Müzesi’ne taşınmış. Heykel’in konumlandırılmasıyla ilgili mimari detaylar da ilgi çekici. Zira heykel, Abu Simbel’deki II. Ramses Tapınağı’ndaki güneş olayına bağlı kalınarak konumlandırılmış. Bilmeyenler için kısaca açıklayayım: Abu Simbel’deki tapınakta yer alan II. Ramses heykelinin yüzüne güneş ışınları doğrudan, firavunun doğum günü (22 Ekim olarak kabul edilir) ve taç giyme günü (22 Şubat olarak kabul edilir) olmak üzere yılda sadece iki kez vuruyor. Aynı durum müzedeki heykel için de geçerli. Günümüz teknolojisi antik dönem mühendislik dehasından yola çıkıp söz konusu fenomeni deneyimlememizi sağlıyor. Müze cephesine yerleştirilen özel bir açıklık sayesinde güneş ışığı sadece 22 Ekim ve 22 Şubat tarihlerinde 20 dakika boyunca heykelin üzerinde kalıyor. Bu tarihler aynı zamanda tarım ve hasat mevsimlerinin de başlangıcını simgeliyor.

II. Ramses Heykeli-Büyük Mısır Müzesi girişi

Heykelin arka yüzü (arka yüzünde "Ra'nın oğlu", "Amun'un sevgilisi" anlamına gelen hiyeroglifler var)
Müzeyi ziyaret ettiğimiz gün bu tarihlerin dışında olduğundan söz konusu
fenomeni göremedim. Zaten dünyanın en büyük müzesi olması sebebiyle müzeye
minimum iki ya da üç gününüzü ayırmanız gerekiyor. Bizim, müzeyi gezmek için
sadece üç saatlik bir süremiz vardı. Bu süre içinde sadece Kral Tut’un mezar
odasından çıkan eserlerin sergilendiği bölümü gezebildim. Tut’un eserlerinin
replikalarını İstanbul’daki sergide görmüştüm. Tabii replikalar orijinalleri
kadar heyecan verici değildi. Bunun sebebine ilişkin düşüncelerimi şu yazımda okuyabilirsiniz. Tut’un
mezar odasından çıkan son derece ihtişamlı eserlerin hepsini burada anlatmaya
kalksam sanırım bir ansiklopedi oluşur. Bu yüzden dikkatinizi uşabtilere çekmek
istiyorum. Uşabtiler, Antik Mısır dilinde “cevap veren”, “hizmetkâr” gibi
anlamlara geliyor. Eski Krallık döneminde (Keops sülalesini hatırlayınız) ölen firavunlarla
birlikte onlara öbür dünyada hizmet etmeleri için gerçek hizmetkârları da
kurban edilip yanlarına gömülürken neyse ki Orta Krallık döneminde bu uygulama
bırakılmış ve canlı hizmetkârların yerini uşabtiler almış. Uşabtiler, fayans,
tahta, kil veya taştan üretilen küçük heykelcikler. Genellikle ellerinde tarım
aletleri tutarlar. Zira görevleri, öbür dünyadaki zorlu tarım ve inşaat
işlerini sahibinin (ölen kişinin) yerine icra etmek. Uşabtilerin öbür dünyada
kullanacakları alet edevat da onların boyutuna göre minik minik yapılmış. Bu
yüzden uşabti ve uşabtilerin öbür dünyada kullanacakları alet edevat bölümü son
derece sevimli=)
![]() |
| Uşabtiler ve minnak alet edevatları (Kral Tut'un mezar odasından çıkanlardan sadece bir kısmı) |
Kral Tut’un mezarında öbür dünyada kral için ağır işleri yapması için
konulmuş toplam 413 adet uşabti bulunmuş. İrili ufaklı pek çok uşabtiyi, minik
alet edevatlarını ve burada detaylıca anlatmaya kalksam sayfaların yetmeyeceği çok
daha fazlasını Kral Tut’un bölümünde görebilmeniz mümkün.
Büyük Mısır Müzesi’nin en önemli parçalarından biri de bu yazıda kendisini çokça andığım Kral Khufu’ya (Keops) ait 4500 yıllık Güneş Teknesi. Khufu’nun öbür dünyada güneş tanrısı Ra ile birlikte seyahat etmesi için tasarlanan bu tekne tamamen sedir ağacından üretilmiş ve 43 metre uzunluğunda (sedir ağacının Antik Mısır ikonografisinde son derece önemli olduğunu, Osiris’in de Seth tarafından öldürüldükten sonra bedeninin sedir ağacından yapılmış bir tabutla taşındığını belirteyim). Tekne, 1954 yılında Giza Piramitleri’nin yanında gömülü olarak bulunmuş. Teknenin çıkarıldığı yeri piramitlerin hemen yanından kolaylıkla görebiliyorsunuz.

Güneş Teknesi (görsel https://arkeofili.com/khufunun-gizemli-gunes-teknelerinin-amaci-hala-bilinmiyor/ adresinde alınmıştır)
Müzede sadece Kral Tut’un bölümünü gezerken bile o kadar yorulmuştuk ki
kendimizi müzenin girişindeki II. Ramses’in ihtişamlı heykelini gören bir
kafeye attık. Canım o kadar çok Türk kahvesi istiyordu ki sanki Türk kahvesi
içmezsem oturduğum yerden kalkamayacaktım (evet, her gün en az iki fincan Türk
kahvesi içmezsem olmaz=)). Neyse ki Mısır’daki kafelerde Türk kahvesi
bulunuyor. Ancak genellikle şeffaf fincanlarda/bardaklarda ve bol telveli
geliyor. Sunum ve tat olarak da beklentimi çoğu zaman karşılamadı Mısır’da
içtiğim Türk kahveleri. Taa ki Büyük Mısır Müzesi’ndeki Türk kahvesi sunumunu
görene kadar. Aslında burada da şeffaf fincanda gelmişti fakat yanında gelen
eğlenceli not, tüm yorgunluğumu aldı=)
![]() |
| Kahvemle birlikte gelen notu okumakla zorlananlar için yazayım: "You are like an espresso shot... too strong for your own good"=) |
Kahvemi yudumlarken II. Ramses’le göz göze geldik. Sanki bana “Abu Simbel’e
git. Tapınağımı ziyaret et. Daha hiçbir şey görmedin,” der gibiydi. Ramses’in bu buyruğunu yerine getirmezsem olmazdı. Bir sonraki Mısır seferimin rotası
belirlenmişti artık.
Bekle beni Abu Simbel!





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder