4 Haziran 2026 Perşembe

Mısır Seferim-Bölüm 1


Çöp yığınları içindeki sokaklar. Bu yığınların yanında uyuyan ve yemek yiyen evsizler. Keşmekeş bir trafik. Trafik lambası olmayan yollarda sinyal nedir bilmeden sağa sola savrulan arabalar. Tamamlanmadan bırakılmış sıvasız, renksiz ve ruhsuz binalar ve bu binalarda yaşayanlar. Peçetesiz ve hatta sabunsuz tuvaletler. Turist görünce bir şeyler satmak ya da amiyane tabiriyle “para koparmak” için “yapışan” insanlar. Tüm bunlar ve belki de daha fazlası günümüz Mısır’ının olumsuz tarafları olarak sayılabilir. Ancak benim için bunların bir önemi yoktu. Zira günümüz Mısır’ıyla değil, binlerce yıl önceki antik Mısır’la ilgili, hatta antik Mısır’a derin bir özlem içindeydim. Bir insan daha önce hiç gidip görmediği bir yere özlem duyar mıydı? Evet, duyarmış. Hatta bu fenomen literatürde Almanca bir kelime olan “fernweh” olarak ifade ediliyor. Benim de çocukluğumdan beri antik Mısır’a yönelik süregelen fernweh durumum, katıldığım Mısır turuyla sona ermek üzereydi. Ya da ben öyle zannediyordum. Ancak Mısır öyle büyülü bir yer ki bu yazıyı yazdığım anlarda dahi hâlâ etkisinden çıkabilmiş değilim. Gözlerimi kapattığım an Hatshepsut’un o görkemli tapınağı zihnimde beliriyor. Yani aslında özlemim dinmiş değil. Neyse, konu madem Hatshepsut Tapınağına geldi, o hâlde günümüz Mısır’ından çıkıp bir an önce asıl meselemize gelelim. Yani turda ilgimi çeken antik Mısır’a ilişkin bazı eserlere (yazıyı uzatmamak için tümünü bu yazı içinde ifade etmeyeceğimi belirteyim).

Turumuzun antik Mısır’la ilgili ilk durağı Luksor’un batı tarafında bulunan Krallar Vadisi’ydi. Krallar Vadisi, Mısır’ın 18.-20. Hanedanlık dönemi firavunları (örn. Tutankhamon, Ramses’ler, Seti gibi) ya da kralları (rehberimiz kral ya da kraliçe demeyi tercih ediyordu, ben de o yüzden yazı boyunca kral ya da kraliçe diyeceğim=)) ve dönemin önde gelenleri için inşa edilen mezarların bulunduğu bir bölge. Bu bölgedeki mezarlar KV (King of Valley/Krallar Vadisi) koduyla keşif sırasına göre numara verilerek isimlendirilmiş. Mısır’ın en güçlü krallarından, 19. Hanedanlığın ikinci kralı ve II. Ramses’in babası olan I. Seti’nin mezarını (KV17) ve çocuk kral Tutankhamon’un mezarını (KV62) göreceğim için çok heyecanlanmıştım. Zira Seti’nin mezarı vadideki en süslü, en derin ve en büyük mezarlardan biri olmasının yanı sıra Seti’nin gücünü ve ihtişamını da yansıtır nitelikte görseller barındırıyor. Örneğin ölünün öbür dünyada nefes almasını sağlamak amacıyla düzenlenen çok önemli bir dini bir tören olan ağız açma ritüeli, ölüler kitabı, kısaltılmış bir dua kitabı ve kanatlı İsis tasviri ile Seti’nin çeşitli tanrı ve tanrıçalarla tasvirleri gibi çok detaylı duvar süslemelerini Seti’nin mezar duvarlarında görmek mümkün.

Seti'nin mezar odası görseli (kaynak:Made in Egypt Facebook hesabı)

Öte yandan Tutankhamon (Kral Tut), malumunuz, mezarının keşif hikâyesi ve sonrasında yaşanan ölüm vakalarıyla “lanetli firavun” olarak damgalanıp Hollywood’a ciddi bir malzeme sağlaması sebebiyle epey popüler (ilk arabam Tut’un bile isim babası Tutankhamon=)). Ağız açma ritüeline ilişkin tasvirler Kral Tut’un mezar odasının duvarlarında da bulunuyor. Ancak ne yazık ki her iki mezar da tadilatta olduğundan söz konusu mezarlara giremedik. III. Ramses’in mezarı (KV11) ve  VI. Ramses’in mezarı (KV9) ile yetinmek zorunda kaldım. Öte yandan KV9’daki çalışmalar sırasında ortaya çıkan toprak, bu mezarın inşasında görevli zanaatkârlar için inşa edilen kulübelerin altında gömülü olan Kral Tut’un mezarının üstünü örterek yıllar boyunca korunmasını sağlamış. Zira KV9 ve KV62 kodları arasındaki sayısal fark da Kral Tut’un mezarının, ta ki bir eşeğin ayağı çıkura girip de mezarın giriş odası ortaya tesadüfen çıkana kadar, yıllar boyunca korunduğunu gözler önüne seriyor. Girebildiğimiz mezar odalarıyla (KV9 ve KV11) ilgili detaylı görselleri internette bulabilmeniz mümkün. Bu yüzden bu yazı kapsamında III. Ramses’in mezar (KV11) duvarında gördüğüm ve son derece ilginç bulduğum bir görseli paylaşacağım:


Üç başlı ve dört ayaklı yılan görseli ilk bakışta Yunan mitolojisinde “çukur iblisi” olarak ifade edilen yılan kuyruklu üç başlı bir köpek olan Kerberos’u andırıyor gibi görünebilir. Oysaki KV11’in D2 koridorundaki duvar boyunca uzanan bu görsel, Mısırbilimciler tarafından Amduat’ın (yeraltı) dördüncü saatinde geçen bir yeraltı dünyası varlığı olarak ifade edilir. Güneş tanrısının gece yolculuğu sırasında geçtiği kutsal yolu korumakla görevli olan bu varlık, “kutsal yolun bekçisi” olarak anılır. Amduat’ın dördüncü saati, güneş tanrısının yeraltı dünyasının en karanlık ve gizemli bölgesine girdiği evre olduğundan burada karşılaşılan varlıkların da sıra dışı olması kaçınılmazdır (halk arasında “11.00-03.00 arası ‘iyi saatte olsunların’ ziyaretine açık saatlerdir” inanışı da bana Amduat’in dördüncü saatinin tekinsizliğini hatırlatır. Acaba biz de rüyalar alemindeyken Amduat’takine benzer evrelerden mi geçiyoruz?!).

Luksor’daki ikinci durağımız Hatshepsut’un Cenaze Tapınağıydı. Kraliçe Hatshepsut’la ilgili daha önceden yazdığım yazılarımı okuyarak bilgi alabilirsiniz. Bu yüzden burada Hatshepsut’la ilgili detayları vermeyeceğim. Hatshepsut’un söz konusu cenaze tapınağı, döneminin mimarı ve aynı zamanda rehberimizin söylediğine göre ihtimal dâhilinde sevgilisi de olan Senenmut tarafından kayalara oyularak inşa edilmiş. Senenmut’un hayatı boyunca bekâr bir adam olarak yaşayıp hiç evlenmediğine ilişkin kanıtlar da Hatshepsut’la olan gönül ilişkisini destekliyor olabilir. Zira Senenmut’un mezarlarında ebeveynleriyle yalnız olarak tasvir edilmesi, cenaze törenlerinin yürütülmesinden sorumlu olan kişilerin de kendi oğullarından değil kardeşlerinden biri olması gibi detaylar da söz konusu. Rehberimiz, Senenmut’un mezarının da tapınağın yakınında olduğunu söyledi. Kraliçe Hatshepsut tarafından inşa edilen bu mezarın yer tercihi de manidar olabilir. Neyse, Hatshepsut ve Senenmut arasındaki olası ilişkiye dair magazini bir tarafa bırakacak olursak, rehberimizin dikkatimizi çektiği tapınak duvarlarındaki ilginç bir tasviri paylaşmak istiyorum:

Hatshepsut'un tapınak duvarlarındaki Punt sahnesinden bir kesit: Punt kraliçesi Ati, önünde Punt kralı Parahu, Kraliçenin arkasında eşek ve sunular

Antik Mısır sanatında insan tasvirlerinin gerçeği yansıtmayacak şekilde idealize edilmiş olduğunu (kaslı, atletik, estetik) biliyoruz (Akhenaton dönemi hariç). Bu konuyla ilgili daha önceden yazdığım yazımı buradan okuyabilirsiniz. Tapınaktaki bu görselde ise hiyerogliflerden Punt kraliçesi olduğunu öğrendiğimiz Ati’nin son derece şişman ve hantal bir tasvirini görüyoruz. Ati’nin yanındaki ise Punt kralı Parahu. Punt kraliçesinin olağanüstü şişman tasviri, uzun süreler boyunca Mısırbilimciler için bir araştırma konusudur. Bazı uzmanlara göre bu tasvir, kraliçenin fil hastalığı gibi metabolik bir hastalıktan mustarip olduğunu göstermekteyken bazılarına göre ise Punt halkının zenginliğini, doğurganlığını ve farklılığını vurgulayan bilinçli bir tercih. Bu tasvirin kraliçenin fiziki görünüşüyle ilgili olduğunu düşünenlere katılıyorum. Zira zenginlik göstergesi olsaydı Kral Parahu’nun da aynı şişmanlıkta tasvir edilmiş olması gerekirdi. Öte yandan kraliçenin ardında tasvir edilen eşek görseli ise internet aleminde uzun bir süre alay konusu olmuş ve gerçek dışı yorumlamalara maruz kalmıştır. Bu sahnede antik Mısırlıların mizah anlayışına vurgu yapılarak “Kraliçeyi taşımak zorunda kalan eşek” ifadelerinin hiyerogliflerle yazılmış olduğu gibi söylemler sosyal medyada dolaşsa da bunun gerçeği yansıtmadığının bilinmesi mühimdir. Aslolan tapınak duvarlarındaki Punt sahnelerinin antik dünyadan günümüze ulaşan en ayrıntılı denizaşırı ticaret seferi kayıtlarından biri olmasıdır. Kraliçe Hatshepsut’un tanrı Amun’un buyruğuyla Punt’a gemiler gönderdiği ve buradan mür ağaçları, tütsüler, abanoz, fildişi, altın, egzotik hayvanlar getirtildiği tapınak duvarlarında anlatılır. 

Hatshepsut Tapınağındaki Hatshepsut heykelleri. Hatshepsut'un heykellerinde kendini bir kral gibi tasvir ettirdiğine dikkat ediniz.



Benim için vuslat<3

Hatshepsut Tapınağından sonra kısa bir süre Memnon Heykellerini ziyaret ettik. Aslında bu heykellere Memnon heykelleri demek istemiyorum zira heykeller, Tutankhamon’un dedesi, Akhenaton’un babası III. Amenhotep döneminde inşa edilen ve onu tasvir eden heykellerdir. Peki neden Memnon heykelleri olarak biliniyor? Rehberimizin bunun sebebiyle ilgili yaptığı açıklama son derece ilginçti. Heykeller III. Amenhotep’in cenaze tapınağının girişine dikilmiş olup heykellerin Memnon’la hiçbir ilgisi yoktu. Memnon ismi ise çok daha sonra, Yunan ve Roma dönemlerinde ortaya çıkmıştı. Yunan mitolojisinde Memnon, şafak tanrıçası Eos’un oğluydu. Achilles tarafından öldürüldüğüne inanılırdı. Deprem sonucunda heykel zarar görünce her gün gün doğumunda heykelden uğultu, ıslık, tel titreşimi ve çınlamayla karışık garip bir ses çıkmaya başladı. Her şeyi kendilerine mal etmeyi seven antik Yunanlılar bu sesin şafak vakti annesi Eos’u selamlayan Memnon’un sesi olduğuna inanmaya başladılar. Ve böylece heykeller Memnon heykelleri olarak anılmaya başlandı. Her ne kadar MS 200 civarı heykeller restore edildikten sonra bu garip ses kesilmiş olsa da heykeller hâlâ III. Amenhotep’in heykelleri olarak değil, Memnon heykelleri olarak biliniyor. Zaten İsis, Osiris, Thoth ve Anubis gibi tanrı ve tanrıçaların isimleri de orijinal dili olan Mısır dilindeki karşılıklarıyla değil, Yunan dilindeki karşılıklarıyla biliniyor.  İsis yerine Aset, Osiris yerine Usir, Thoth yerine Djehuty ve Anubis yerine Inpu desem, eğer bir Mısırbilimci veya antik Mısır üzerine derin okumalar yapmış biri değilseniz bu isimlerin bu tanrı ya da tanrıçalara denk geldiğini anlamanız pek de kolay olmayabilir. Aynı durum antik Mısır’ın kral ve kraliçe isimleri için de geçerlidir. Yunanların bu isimleri kendi dillerine uyarlaması, Mısır’ı ilk sistemli anlatan ve aktaranların Yunan olması (örn. Heredot, Strabon), orijinal Mısır adlarının Rosetta taşı çözülene kadar bilinmemesi veya dolaşıma girmemesi ve bu yüzden bu isimlere geç adapte olunması gibi sebeplerle Yunanca isimlerin daha popüler olduğu söylenebilir. Popüler demişken, popüler kültürde geniş bir yer kaplayan Yüzüklerin Efendisi’ne de burada değinmeden edemeyeceğim. Zira Memnon heykelleri bana hep Yüzüklerin Efendisi’ndeki Argonath (kapılar kralları) heykellerini çağrıştırmıştır. Yüzüklerin Efendisi serisinin Yüzük Kardeşliği bölümünde Tolkien, “eski kralların sessiz bekçileri” olarak tanımladığı bu iki dev taş kral figürünün yolcular üzerinde saygı ve korku karışımı bir etki yarattığından bahseder. Belki de Tolkien, Argonath heykelleri için ilhamını Memnon heykellerinden almıştır. Görkemli Memnon heykelleri de antik Mısır’ın sessiz bekçileri gibi saygı, hayranlık ve biraz da korku uyandırıyor. Siz ne dersiniz?

Memnon heykelleri (III. Amenhotep heykelleri)

Argonath heykelleri (Yüzüklerin Efendisi Yüzük Kardeşliği filminden)

İki bölümden oluşmasını planladığım yazımın ilk bölümünü burada sonlandırıyorum. İkinci bölümde görüşmek dileğiyle antik Mısır’la kalınız=)

Notlar:

1.Mısır sokaklarındaki çöpler Zabbaleen adı verilen gayriresmi çöp toplayıcı topluluklar tarafından toplanıyormuş. Bunlar, topladıkları atıkları geri dönüştüren ve bu yolla para kazanan topluluklarmış. Sanırım belediye altyapısının yetersizliği ve koskoca şehirde (Kahire) üretilen çöplerin bu topluluklar tarafından toplanması, çöplerin yığın olarak birikmesini beraberinde getiriyor.

2.Mısır sokaklarında tamamlanmamış, renksiz, sıvasız, ruhsuz binaları bolca görebilirsiniz. Tamamlanmış binaların vergi ve resmi yükümlülükleri beraberinde getirmesi, insanları tamamlanmamış ruhsuz binalarda oturmaya iten sebeplerden biri.

3.Yazının girişinde “sabunsuz” tuvaletlerden bahsetmiştim. Bir dinlenme tesisinde 1 dolar vererek (50 Mısır pound’u) girdiğim tuvalette peçete yoktu. Sıvı sabun ise plastik bir bardağın içine boşaltılmıştı. Tuvaletten çıkan herkesin bu bardağı alıp eline sabunu dökmesi gerekiyordu (!). Bu yüzden tuvalete girmemle tuvaletten çıkmam bir oldu. Olan, 1 dolarıma oldu=) Konakladığımız oteller ve gittiğimiz kafeler (İskenderiye’deki kafeler) dışında pompalı sabunluk yoktu. Yani anlayacağınız sabun anlayışı biraz farklı. Gitmeden önce bunu bilmenizde, gerekirse (ki gerekiyor) yanınızda kâğıt sabunlar ve peçete taşımanızda fayda var.

4.Mısır’da turistlere çok yoğun bir ilgi var. İlk paragrafta bu ilginin olumsuz kısmından bahsetmiştim. Bu ilgiyle ilgili bana şaşırtıcı gelen kısım ise Mısırlıların (özellikle genç ve çocukların) turistlerle fotoğraf (selfie) çektirme merakı oldu. Mısır turum boyunca yedi farklı kişiyle selfie çektirdim. Bu durum benim için epey şaşırtıcı olmakla birlikte hoşuma da gitmedi değil. Kendimi kısa bir süreliğine de olsa ünlü kişi gibi hissettim=)

·  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder