fosil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fosil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2025 Pazar

Fosillerin Hikâyesi: Ammonitler ve Belemnitlerin Savaşı

 Bundan milyonlarca yıl önce, yeryüzünde İkinci Zaman’a denk gelen bir dönemde Ammon ve Belemnon arasında bir savaş yaşandı. Ammon, onu ele geçirenin her şeye gücünün yetebileceği Yüce Bilgi’nin koruyucusuydu. Yüce Bilgi’yi gizlemek, kötü emelleri için Yüce Bilgi’yi kullanmak isteyenlere karşı onu saklamak, Ammon’un en önemli göreviydi. Ammon’un gizlediği Yüce Bilgi, sadece onu hak edenlere aşikâr olurdu. Ve kuşkusuz ki Yüce Bilgi’ye ulaşmak, hiç de kolay değildi.

Ammon’un sakladığı Yüce Bilgi’ye ulaşmak için yüzlerce localı ve birkaç turdan oluşan spiral bir yolu tamamlamak gerekiyordu. Kutsal Spiral olarak isimlendirilen bu yolu oluşturan her bir locada Yüce Bilgi’nin malik namzetlerini ziyadesiyle zorlayan türlü testler bulunuyordu. Her bir namzetin, Ammon tarafından localara saklanan yuvarlak kalkan görünümlü tablet Clypeus’ları bulması, daha sonra ise Clypeus’ların üzerindeki yıldız sembolü Aster’in beş kolunda yazılı olan bilmeceleri çözmesi, cesaret, sabır ve saflık gerektiren görevleri layıkıyla yerine getirmesi bir elzemdi. Aksi takdirde namzet, bir sonraki locaya geçemeden spiral kafalı koni görünümlü Turritus’lara yem olurdu. Zira Yüce Bilgi, sadece cesaret, sabır, saf ruh ve zekâ karşısında aşikâr olacaktı.

Ammon’un localarındaki Clypeus’ların Aster’lerindeki bilmeceleri çözüp görevleri layıkıyla yerine getirebilen namzetler spiral yolun sonunda bir Graptolith’e ulaşıyorlardı. Üzerinde Yüce Bilgi’nin çeşitli sembollerle işlendiği bu Graptolith’ler her bir namzeti, Yüce Bilgi’nin Malik’ine dönüştürecek son anahtardı. Onu bir Malik’e dönüştüren Graptolith’i saklamak ise Malik’in en önemli görevi olurdu.

Belemnon’un Yüce Bilgi’yi ele geçirecek denli yüksek zekâsı ve cesareti vardı. Fakat o, zekâsını ve cesaretini sadece yakıp yıkmak ve sahip olamadıklarını hile, yıkıcılık veya kara büyüyle kısa yoldan ele geçirmek için kullanıyordu. Sabırsız ruhunun ve hırsının kölesi olmuştu. İçinde, sahip olamadıklarını ele geçirmek için büyüyen devasa bir öfke vardı. Öfkesi, tıpkı şiddetli gök gürültüleri ve fırtınalar sırasında gökten düşen yıldırımlar gibi yıkıcıydı.

Belemnon şimdiye kadar istediği her şeyi yakıp yıkarak, kara büyü kullanıp hile yaparak ele geçirebilmişti. Bir şey hariç… O da Ammon’un sakladığı Yüce Bilgi’ydi. Yüce Bilgi’nin Malik’i olabilmek için gerekli olan sabır ve saf ruh ise onda yoktu. Sabırsızlığı ve kötülükle kirlenmiş ruhuyla Ammon’un spiral yollarından geçebilmesi mümkün değildi. Sabırsızlığı ve kötülük dolu ruhuyla Ammon’un localarını geçemez, Turritus’lara kolaylıkla yem olurdu. Bu durum, içindeki öfkeyi daha da büyüttü ve Yüce Bilgi’yi her zaman izlediği yolla ele geçirmek için Ammon’a savaş açtı.

İkinci Zaman’da geçen bu savaş, Belemnon ile Ammon arasında gerçekleşti. Belemnon kara büyü gücünü kullanarak öfkesini gökten düşen yıldırım şeklinde vücutlaştırmış, Ammon’un kutsal spiraline cirit gibi yağıyordu. Belemnon’un Belemnit ismini verdiği bu öfke ciritleri Ammon’un kutsal spiralindeki locaları yakıp yıkmak için harekete geçmişti. Kısa süre içinde Belemnit yağmuruna tutulan localarını ve Yüce Bilgi’yi korumak için Ammon’un bir an önce harekete geçmesi gerekiyordu. Tam da bu noktada Ammon, Belemnitlere karşı Ammonitleri kullanmaya karar verdi. Her bir Ammonit, Yüce Bilgi’nin bir parçasını taşıyan ve Ammon’un kutsal spiralinin bir yansıması olan yüce varlıklardı. Belemnon’un öfkeyle yoğrulmuş Belemnitlerinin Ammon’un saflık, bilgelik, cesaret ve sabır mayasıyla yoğrulmuş Ammonitleri karşısında pek bir şansı yoktu. Ammonitler kısa süre içinde Belemnitlere üstün geldiler. Belemnitler ve Ammonitler, yani Belemnon ve Ammon arasındaki bu savaş, Ammon’un zaferiyle sonuçlandı.

Yüce Bilgi, Ammon’un kutsal spiralinde, Ammonitler ve Graptolithlerin taşıyıcıları Malikler tarafından milyonlarca yıl boyunca korundu. Belemnon zaman zaman Belemnitleriyle Kutsal Spiral'e saldırsa da bu girişimler her defasında sonuçsuz kaldı. Yani saflık, her zaman kötülüğe üstün geldi…

…………….

Yukarıdaki mitopya türünde yazdığım hikâye, fosillerle ilgili okuduğum bir kitapta Ammonit, Belemnit, Clypeaster, Turritella ve Graptolith isimli omurgasız fosilleriyle ilgili bölümü okuduğumda ve bu fosillerin şekillerini gördüğümde zihnimde canlananlardı. Coğrafi oluşumlar ve fosilleri mitopya türünde hikâyeleştirerek aktarmayı seviyorum. İlk mitopya denememe ulaşmak ve mitopyanın ne olduğunu öğrenmek için bu yazımı okuyabilirsiniz. Öte yandan az önce ismini gördüğünüz fosillerle ilgili kısa bilgi vermem, yukarıdaki mitopyanın daha çok anlam kazanmasını sağlayacağından gerekli:

Ammonit, ismini “gizli/saklı/gizlenmiş” anlamına gelen Grek dilinden bir kelime olan Ammon’dan alıyor. Ammon ya da Amon adını, antik Mısır’ın baş tanrısı olarak duymuş olmanız mümkün. Zira tanrı Amun’un da ismi, “gizli olan”, “saklanmış”, “görünenin ötesindeki” gibi anlamlara geliyor. Tıpkı bir deniz yumuşakçası ve kafadanbacaklısı olup jeolojik dönemin İkinci Zaman’ı olan Mesozoyik dönemin sonunda yok olmuş Ammonit’lerin sanki bir şeyleri saklamak için kıvrılmış spiral turlardan oluşan kavkısı gibi.

Ammonit görseli

Belemnitler de Ammonitler gibi İkinci Zaman’ın yani Mesozoyik dönemin sonunda yok olmuş bir deniz yumuşakçası fosilidir. Kafadanbacaklı sınıfına giren Belemnitler iyi gelişmiş bir iç iskelete (rostrum) sahiptir. Bu iç iskeletin şeklinin tıpkı bir cirite veya oka benzemesi sebebiyle bu fosil ismini, Grek dilinde cirit anlamına gelen Belemnon’dan almıştır. Hatta jeoloji biliminin henüz gelişmediği dönemlerde bu fosilleri bulan insanların, fosillere anlam verebilmek için onların, öfkeli tanrılar tarafından gökyüzünden yeryüzüne fırlatılan oklar olduğuna inandıkları yönünde hikâyeler mevcuttur.

Belemnit görseli

Clypeaster, derisi dikenlilerden bir deniz kestanesi fosilidir. İsmini yine şeklinden alan bu fosilin kabuğu konik şeklinde olup üzerinde beş kollu yaprak görünümünde bir yıldız şekli bulunur. İsmi Latince Clypeus (yuvarlak kalkan) ve Aster (yıldız) kelimelerinin birleşmesinden oluşur.

Clypeaster görseli

Turritella, halk arasında deniz minaresi olarak bilinen, karındanbacaklı bir deniz yumuşakçası fosili türüdür. Spiral şeklinde kıvrılmış ve tur sayısı fazla olan uzun kabuklu bir fosildir. Turritela fosili de ismini şeklinden almış bir fosil olup ismi, Latince kule anlamına gelen Turritus kelimesine küçültme eki olan “-ella” nın eklenmesiyle oluşmuştur. Özellikle jeolojik devrin Üçüncü Zaman’ı olan Senozoyik dönemde (günümüzden 65 milyon yıl öncesi) sayıca çoğalmış bir fosil türüdür.

Turritella görseli

Graptolith ise “Yazılı Taşlar” olarak isimlendirilen bir fosil sınıfının genel adıdır. Koloniyal olarak yaşayan küçük poliplerin bir araya gelip oluşturdukları yığınlar, çizgi, şerit, yaprak, tırtık gibi şekiller hâlinde taşların üzerinde yazı misali görüntü bırakırlar. Bu özellikleri sebebiyle bu fosil sınıfı ismini, Latince yazı anlamına gelen Graphy ve taş/kaya anlamına gelen Litho’nun birleşmesinden alır. Jeolojik devirlerden Birinci Zaman’ı ifade eden Paleozoyik dönemde (günümüzden yaklaşık 450 milyon yıl önce) yaşamışlardır.

Graptolith görseli

Artık mitopyama ilham olan fosilleri, isimlerini ve şekillerini bildiğinize göre hikâyemi bir de bu gözle okumanızı tavsiye ederim. Belki de fosil kitaplarında, takip ettiğim fosil sayfalarında, yaşadığım şehrin sahillerinde, müzesinde ve çalıştığım üniversitenin paleontoloji laboratuvarında gördüğüm veya gördüğünüz Ammonit, Belemnit, Clypeaster, Turritella ve Graptolith fosilleri tıpkı böyle bir hikâyenin ardında kalan, iyinin ve kötünün savaşının şahitleridir. Kim bilir...


9 Haziran 2025 Pazartesi

Ereğli’nin Yumurta Kayalarının Hikâyesi: Alora ve Golian’ın Aşkı

 Alora bir Nimphe idi. Yani bir su perisi. Nimphe ırkının tüm özelliklerinin kusursuz bir temsilcisiydi. Sesi tıpkı bir ninni gibi rahatlatıcı ve melodik, gözleri okyanus resiflerindeki mavi mercanın renginden, suyun ruhuna göre şekil alan upuzun altın sarısı saçları kimi zaman dalgalı, kimi zaman sakin, ama her zaman capcanlı, teni ise yakamozun ışıltısıyla yıkanmış parlaklıkta ışıl ışıl…

Alora’yı diğer Nimphelerden ayıran bir biricikliği vardı. O da alnında bulunan küçük bir denizyıldızıydı. Alora, Nimphelerin Adamans soyundan geliyordu. Bu kadim soy, mutluluk ve temiz duygularla beslenirdi. Kötü niyet ve duygular onlar için ölümcül olabiliyordu. Sadece saf ve temiz duygularla bürünmüş olmaları sebebiyle Adamanslar, denizyıldızlarını taşımakla görevlendirilmişti. Bu denizyıldızlarının beş kolunun her birinde suya, toprağa, havaya, ateşe ve aethere hükmedecek kadim bilgiler yazılıydı. Denizyıldınızın tam ortasında ise bir elmas bulunurdu. Bu elmas ona temiz duygularla bakana mutluluk verir, onu ele geçirmek için ona açgözlü duygularla dokunanı ise taşa çevirirdi. Alora, Adamans soyundan geriye kalan nadir su perilerinden biriydi. Çoğu, alınlarında taşıdıkları denizyıldızları sebebiyle kötü niyetli avcılar tarafından ele geçirilmiş ve öldürülmüştü.

Bir gün Golian, Karadeniz’in kıyılarındaki küçük bir koyda dolaşırken onu derinden etkileyen bir ninni sesi işitti. Sesin kaynağını bulmaya çalıştı fakat bu ses sanki hem çok yakınında hem de çok uzaklarda gibiydi. Golian ne kadar çabalarsa çabalasın, sesin kaynağını bir türlü bulamadı. Ses de Golian’ı fark etmiş gibi bir anda kesilmişti. Golian kıyıda sesi tekrar duyabilmek umuduyla uzunca bir süre beklese de o gün sesi bir daha duyamadı.

Ertesi gün Karadeniz’in kıyısındaki aynı koya sesi duyabilmek için tekrar gitti. Bu sefer su hırçındı. Karadeniz’in hırçın dalgaları tüm kıyıyı boydan boya yıkıyordu. Bu hırçın dalgalar aciz bir insanoğlu olarak Golian’ı her dem büyülemişti. Ama o gün onu daha da büyülendiren, Karadeniz’in hırçın dalgalarının ahengiyle yükselip alçalan ninni sesiydi. Golian, hırçın dalgalar tarafından yutulmak pahasına da olsa ninninin kaynağını bulmaya kararlıydı. Bu yüzden hırçın Karadeniz’e adımını attı, bir adım daha, bir adım daha… O, adım attıkça ninni sesi sanki daha da yakınlaşıyor ama bir o kadar da uzaklaşıyordu. Bu, Golian’ı pes ettirmemişti.  Taa ki hırçın bir dalga onu yutana kadar.

Golian gözlerini açtığında ilk gördüğü tüm bulanıklık içinde ışıl ışıl parlayan bir taştı. Görüşü yavaş yavaş netleşmeye başladığında taşı çevreleyen beş koldan oluşan bir denizyıldızı, denizyıldızını sanki hem gözcüsü hem de taşıyıcısı masmavi bir çift muhteşem göz, yılanyıldızının kolları misali hareketli dalgalı upuzun sarı saçları ve ışıltılı teniyle Alora’yı gördü. O anda büyüleyici sesin ona ait olduğunu anlamıştı. Alora onu Karadeniz’in hırçın dalgaları arasında boğulmak üzereyken kurtarmıştı.

Günler geçtikçe Golian ve Alora arasında büyük bir aşk başladı. Her gün Karadeniz’in Ereğli kıyılarındaki güzel koyda buluşuyorlardı. Golian’ın suda geçirebileceği süre zarfında birlikte yüzüyorlar, Alora’nın karada geçirebileceği süre zarfında ise karada vakit geçiriyorlardı. Golian, Alora’nın yüzündeki elmasa baktıkça mutluluğu katlanıyordu. Çünkü Alora’ya duyduğu aşk tertemizdi. Fakat bu temiz duyguları kirletmeye kararlı kötü niyetli bir grup çoktandır hain planlarını yapmakla meşguldüler. Bunu henüz ne Golian ne de Alora biliyordu. Onlar sadece tertemiz duygular içinde birbirlerine âşık olmuş bir su perisi ile insan oğluydu…

Alora ve Golian belki böyle görünüyorlardı. Belki de çok farklıydılar. Kim bilir...

Yine bir gün Golian ile Alora Ereğli kıyısındaki koyda buluşmuşlardı. Alora Golian’a sakin bir ninni söylüyordu. Zira o gün su da son derece dingindi. Bu sırada tüm bu sakinliği tıpkı bir mızrakla parçalarmışçasına bozan o olay oldu. Kötü niyetli grup Golian’ı uzunca bir süredir takip ediyordu. Amaçları Alora’nın alnında taşıdığı denizyıldızını ve yıldızın ortasındaki elması ele geçirmekti. Bunun için Alora’nın korunaksız olduğu ve gardını indirdiği bir zamanı kolluyorlardı. Alora, aşkı Golian’a ninni söylerken sadece onun mutluluğunu düşünüyordu. Kendini Golian’a teslim ediyordu. Bu nedenle gardını indiriyordu. İşte kötü niyetli bu grup için bundan daha iyi bir zaman olamazdı.

Alora’nın alnındaki denizyıldızını ele geçirmek için onun üzerine genişçe bir ağ attılar. Golian aşkını ağdan kurtarmak için ne kadar çabaladıysa da başarılı olamadı. Alora ağın içinde hapsolmuştu. Bu sırada kötü niyetli grup Golian’ı hedef almış, onu ağır bir şekilde yaralayarak kıyıya sürüklemişti. Alora’yı da ağla birlikte kıyıya sürüklediler. Golian baygın bir şekilde Ereğli kıyılarında yatıyordu. Alora Golian’ı hareketsiz bir şekilde yatar vaziyette görünce derin bir mutsuzluğa kapıldı. Bu, onun da yavaş yavaş ölmesi anlamına geliyordu.

İyice gardı düşen Alora’nın alnından denizyıldızını söküp almak, kötü niyetli grup için hiç de zor olmadı. Kötü niyetli grup, denizyıldızının tam ortasındaki elmas karşısında büyülenmişti. Her biri, denizyıldızının ortasından elması çekip çıkarmak için büyük bir iştahla elmasa dokundu. Elmasa dokunmalarıyla her biri kocaman yusyuvarlak dev bir yumurtaya benzer birer taşa dönüştü.

Bu sırada Golian zor da olsa gözünü aralayabilmişti. Biraz daha zorlayarak kalkabilmeyi başardı. Etrafındaki devasa yumurta şekilli kayaları görünce bir anda büyük bir şaşkınlığa uğradı. Bu şaşkınlığı kısa bir süre sonra yerini derin bir endişe ve üzüntüye bıraktı. Çünkü Alora, hemen yanında hareketsiz bir şekilde yatıyordu. Alora’nın teninin ışıltısı kaybolmuş, alnının ortasındaki denizyıldızının olduğu yerde ise derin bir çukur oluşmuştu. Golian ne yapacağını bilemez bir hâlde aşkının ışıltısı kaybolmuş solgun yüzünü ellerinin arasına aldı. Derin bir umutsuzluk içinde hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Alora’ya duyduğu saf ve temiz duygularından damlayarak akan gözyaşları önce Ereğli kıyısının kumlarına oradan da Karadeniz’in suyuna karıştı. Biraz sonra Karadeniz’den yükselen başka bir ninni duydu. Bu ninni Alora’nın ona söylediği ninniler gibi melodikti. Bu ninni, Golian’a sesleniyordu.

“Aşkın için fedakârlık yapmaya hazır mısın?”

Golian şaşırmış ama büyülenmiş bir şekilde karşılık verdi:

“Ee evet. Ne yapmam gerekiyorsa hazırım.”

Ninni devam etti:

“O hâlde onu Karadeniz’e getir ve onunla birlikte bir daha karaya çıkmamacasına Karadeniz’in derinliklerine karışın.”

Golian ninninin söylediğini yaptı. Alora’yı kucağına aldı ve onunla birlikte Karadeniz’in derinliklerine karıştı.

Golian’ın Alora’yla birlikte Ereğli kıyılarından Karadeniz’in derinliklerine karışmasından bu yana Ereğli kıyılarına giden kalbi temiz insanların melodik sesli bir kadın ile ona eşlik eden bir erkek sesi tarafından söylenen bir ninniyi işittikleri rivayet edilir. Bu ninninin yuvarlak dev taşlara yani yumurta kayalara yakınlaştıkça daha da yükseldiği söylenir.

.........................

Yukarıdaki hikâye Zonguldak’ın önemli bir jeomirası olan yumurta kayalarla ilgili yazmış olduğum mitolojik bir hikâyedir. Yani bir mitopyadır. Neden yumurta kayalarla ilgili bir mitopya yazmak istedim? Çünkü bu aralar jeomitolojiye ilgiliyim ve fosillerin bilimsel olarak henüz açıklanmadığı zamanlarda insanların bu jeolojik buluntuları anlamlandırmak için ürettikleri yaratıcı hikâyeleri yani mitopyaları okudukça hayran kalmamak elde değil. Ayrıca yumurta kayalarımızla ilgili bir mitopya binlerce yıldır henüz üretilmemiş. Bu yüzden bu hikâyeyi yazmak 2025 yılında bana kaldı=)

Jeolojik buluntular yani fosillerle ilgili üretilmiş tüm mitolojik hikâyeler ve mitolojik hikâye üretme işi (mitopya), jeomitolojinin ilgi alanı olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin Jura Devri (Mesozoyik dönem yani günümüzde 213 milyon yıl öncesi) midyesi olan Gryphaea’nın bilimsel olarak henüz açığa çıkarılmadığı dönemlerde halk tarafından “Şeytan toynağı” olarak isimlendirilmesi, denizanası fosillerinin fırtına sırasında gökten şimşekle düşmüş taşlar olduğuna inanılması hatta yılanlar bu topa benzer fosilleri havada hoplatırken mendille bu topları yakalayabilenlerin büyük bir büyü gücü elde edebileceğine inanılması, jeomitolojinin ilgilendiği mitopyalardır.

Gryphaea fosili, namıdiğer Şeytan toynağı

 
Denizanası fosili, namıdiğer büyülü taşlar

Denizanası fosilini yani büyülü taşı mendille yakalamaya çalışan adamı resmeden 1491 tarihli ağaç baskı

Soyu tükenmiş mürekkepbalığı benzeri hayvanların iç kabukları olan belemnit fosillerinin de şiddetli fırtınalarda öfkeli tanrılar tarafından gökten yeryüzüne fırlatılmış oklar olduğuna inanılması, bir diğer mitopya örneğidir.

Belemnit fosili, yani öfkeli tanrıların okları

Yumurta kayalarla ilgili yazdığım mitopyama dönecek olursak, Zonguldak-Ereğli yolundaki yumurta kayalara bir gün yolunuz düşerse bu kayalara yaklaşın. Belki kalbiniz yeterince temizse Alora ve Golian’ın ninnisini siz de işitebilirsiniz. Kim bilir…=)