Horus'un Gözü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Horus'un Gözü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2018 Pazartesi

ANTİK MISIR SEMBOLLERİ VE BANA ÇAĞRIŞTIRDIKLARI


Antik Mısır’da çok sayıda sembol bulunmaktadır. Bu sembollerin hepsini tek bir yazıda paylaşmak yerine günlük hayatta özellikle takılarda ve süs eşyalarında görmeniz muhtemel ve benim de sıklıkla aksesuar olarak kullanmayı tercih ettiğim bazı sembollerin anlamlarını ve bazılarının bana çağrıştırdıklarını ana hatlarıyla açıklamaya çalıştım. Bunu yaparken yazdıklarımın daha iyi anlaşılması adına Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi gibi evrenlerde geçen kimi sembollerle Antik Mısır sembolleri arasında bağlantılar kurdum (bence kurduğum bağlantılar zorlama değil; ama buna okuyup siz karar verin=)). Umarım yazdıklarımı okuduktan sonra Ankh’ın haç ile alakasının olmadığını (ya da La Casa de Papel’deki Tokio’nun kolyesinden ibaret olmadığını-ki çoğu yerde Tokio kolyesi diye pazarlanıyor, biraz sinirime dokunmuyor değil =)) ya da sonsuzluk işaretinin sekiz rakamından ibaret olmadığını anlamış olursunuz.
ANKH:

Antik Mısır’da en sık kullanılan sembollerden biri olan Ankh, yaşamı ve ölümsüzlüğü simgeler. Bunun dışında Antik Mısır’da Nil’in taşmasıyla gelen bereketi sembolize eden kadın ve erkek arasındaki, diğer bir deyişle Osiris’le (yeraltı ve ölüler tanrısı) İsis (yeryüzü, bereket ve büyüler tanrıçası) arasındaki birleşmeyi anlatan bir semboldür. Bu sebeple söz konusu sembol, “Nil’in anahtarı” ismiyle de anılmaktadır. 
ANKH SEMBOLÜ


Bu anlamları dışında “saflaştırma”, “suya hayat gücü verme” ve “gizli olanı görme” gücü gibi anlamlara sahip olması, onun “yeraltı dünyasının anahtarı”, “ölümsüzlüğün anahtarı” gibi isimler kazanmasına da yol açmıştır. Genelde alnının ortasında bu sembolü tutar vaziyette resmedilen tanrı ve tanrıçaların inisiye oldukları, saklı olanı görebildikleri, duru görü ve hayat verme gücü barındırdıkları gibi çıkarımlar yapmak mümkündür.
RESİMDE TANRIÇA MAAT VE TANRI HORUS, ELLERİNDE ANKH TUTAR VAZİYETTE, TEPELERİNDE İSE  KHEPER, ONLARI GÖZETİYOR
HORUS’UN GÖZÜ (THE EYE OF HORUS):
“Wadjet” ya da “Udjat” olarak da bilinen Horus’un gözü sembolü koruma, iyileştirme, sağlık ve soylu gücü gibi anlamlara gelmektedir. Ay’ın sembolü olarak da bilinmektedir. Horus’un sol gözünü ifade etmektedir.
HORUS'UN GÖZÜ (HORUS'UN SOL GÖZÜ)

Sembolün mitolojik kökenine bakıldığında Osiris’in Seth tarafından öldürülmesinden sonra Horus ve Seth arasında çıkan kavgada Seth’in, Horus’un sol gözünü çıkardığı anlatılır. Sonrasında Hathor’un ya da Thoth’un büyü yardımıyla Horus’un sol gözünü iyileştirdiği ve Horus’un bu gözü Babası Osiris’i hayata döndürmek için ona adadığı anlatılır. Bu nedenle bu sembol “fedakarlık” anlamına da gelmektedir.
HORUS (SOLDAKİ) VE SETH (SAĞDAKİ) ARASINDAKİ SAVAŞIN GÖSTERİMİ. ÇİZİMLERE BAKILDIĞINDA ANKH VE SCARABEUS GİBİ YENİDEN DOĞUM VE YAŞAM SEMBOLLERİNİN KULLANILDIĞI GÖRÜLMEKTE. NE DE OLSA SÖZ KONUSU SAVAŞ SONUCUNDA HER NE KADAR HORUS SOL GÖZÜNÜ KAYBETMİŞ OLSA DA YAPTIĞI FEDAKARLIK SONUCUNDA OSİRİS YENİDEN HAYATA DÖNDÜRÜLMÜŞTÜR.
Bunun dışında bu sembolün sadece tek bir yaratıcı olduğunun matematiksel gösterimini sağladığı yönünde açıklamalar da mevcuttur. Şöyle ki, sembolün boşluk kısımlarına denk gelecek şekilde bir bütünün yarısı ve sonra da onun yarısı ( 1 /2 , 1/4 gibi) yazılır ve yazılan tüm yarımlar toplandıktan sonra 63/64 elde edilir ve hiçbir zaman 64/64, yani 1’in kendisine ulaşılamaz. Çünkü 1 olan sadece yaratıcıdır.
YARATICININ BİRLİĞİNİN MATEMATİKSEL GÖSTERİMİ . AYRICA HER BİR YARIMIN NE ANLAMA GELDİĞİNİ DE BU GÖSTERİMDE GÖRMENİZ MÜMKÜN
RA’NIN GÖZÜ (THE EYE OF RA):
Bu sembol, Horus’un sağ gözünü ifade etmektedir ve Ra’nın gözü olarak isimlendirilmektedir. Ayrıca Mısır mitolojisindeki Wadjet, Hathor, Mut, Sekhmet ve Bastet gibi çoğu tanrıçanın kişileştirilmiş bir yansıması olarak gösterilmektedir. Ra’nın Güneş tanrısı olması sebebiyle söz konusu sembol de Güneş’i ifade etmektedir.
RA'NIN GÖZÜ (HORUS'UN SAĞ GÖZÜ)
Sembolün  insanoğlunun 3. gözü olan epifiz bezine benzerliği de son zamanlarda sıklıkla tartışılagelen bir konudur. Epifiz bezinin insanların hisler dünyasıyla bağlantısı ve duru görü yeteneklerinin merkezi olduğu düşünüldüğünde sembolün neden epifiz bezine benzediğini anlamak kolaylaşır. (Meraklısına: epifiz bezinizi aktive etmek için onu astral tortulardan arındırmanız gerekir, bunun için de gece saat 11.00-3.00 arası karanlık bir ortamda uyumanız gerekir, bununla birlikte mum ışığının da epifiz bezini aktive edici özellikte olduğu düşünülür. Tüm bunların dışında diş macunlarında bulunan florür maddesinin, epifiz bezini negatif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Bu sebeple florürsüz diş macunları kullansanız daha iyi olur sanki (paradontax orijinal gibi, piyasada florürsüz tek diş macunu olarak ona rastladım, başka bildiğiniz markalar varsa paylaşabilirsiniz =)).
RA'NIN GÖZÜ'NÜN EPİFİZ BEZİ İLE OLAN BENZERLİĞİNİ BU GÖRSELDE GÖRMENİZ MÜMKÜN

OUROBOROS:
Bu sembol de Antik Mısır’da Güneş diski ve Güneş tanrısı Ra’nın bir yansıması olan Aten’in yolculuğunu anlatması sebebiyle Güneş’i ifade eden sembollerden biridir. Buna ilaveten bu sembol yeniden doğumun ve sürekliliğin de bir ifadesidir. Antik Mısır’ın Ölüler Kitabı’nda “kendini yutan yılan”, “kendi kuyruğunu yutan yılan” gibi ifadelerle anlatılan bu sembol, Nun’un kaotik sularından (yaradılışın başladığı ilk/ilkel su) gelen ilk tanrı olan Atum ile ilişkilendirilmektedir. Öyle ki Atum da bu kaotik sudan doğan ve kendini her sabah yenileyen sürüngenimsi bir varlık olarak anlatılmaktadır.
İsme bakarsanız Antik Mısır dilinde olmadığını anlarsınız. Zaten bu sembole ismi Antik Yunanlılar tarafından verilmiştir.
OUROBOROS SEMBOLÜ

Bu sembol sonsuz döngüyü göstermesi açısından “sonsuzluk” anlamına da gelmektedir. Böylece günümüzde de kullanılan yatay sekiz şeklindeki sembolün kökeninin (bilmiyor iseniz) Ouroboros’a dayandığını öğrenmiş oldunuz.
TARİHTE BULUNMUŞ EN ESKİ OUROBOROS ÇİZİMİ

SCARABEUS:
Bu sembol de tıpkı Ankh gibi Antik Mısır’ın en önemli sembollerinden biridir. Scarab böceği (Türkçede “bok böceği” olarak bilinir, İngilizcesi “dung beetle”) Güneş’i sembolize ettiği gibi “yeniden doğuş”, “hayat bulma” ve “dönüşüm” gibi anlamlara da gelmektedir (belki bazılarınızın aklına Kafka’nın “Dönüşüm” romanı gelmiştir, okuyanların bildiği üzere romandaki kahramanımız Gregor Samsa bir böceğe dönüşüyor idi, kim bilir belki Kafka da Antik Mısır sembolü Scarabeus’tan etkilenmiştir, bu konuyu da araştırılacaklar listesine alıyorum).
SCARABEUS (MUMYA FİLMİNDEN HATIRLARSINIZ)

Scarab böceklerinin özelliği kendi dışkılarını küçük toplar halinde yuvarlayıp yumurtalarını bu kozanın içinde saklamalarıdır. Dışkı topunun içinde görünmez hale gelen bu yumurtalar böylece tehlikeden uzak hayat bulmaktadır. Dışkı topunun bir nevi hayat bulması, Antik Mısırlıların Scarab böceklerini “yoktan var eden” konumuna yükseltmelerine yol açmış ve bu böcekleri yaşam, ölümsüzlük ve varoluş gibi anlamlarla ilişkilendirmişlerdir. Hatta Antik Mısır’da o kadar kutsal sayılmışlardır ki, Antil Mısırlılar bu böcekleri tanrılaştırmışlardır (Meraklısına:  Antik Mısır’da Scarab böceği tanrısı Kheper’dir).
TANRILAŞTIRILMIŞ SCARABEUS-SCARABEUS TANRISI-KHEPER

Bu böceklerin kutsallığını Mısır’ın Ölüler kitabında bir parça olarak yer alan Ani Papirüsü’nde de görmek mümkün. Şimdi başyazman Ani’nin Scarab böceğine nasıl atıf yaptığına bir bakalım:

“…Mısırlılar arasında bilinen kara böcek, tanrı değildir; sadece onun sembolüdür. Çünkü o böcek, ayaklarıyla çamurları yuvarlar ve yumurtalarını yaptığı topların içine koyar; aynen Yaratıcı’nın dünyaları yuvarlayıp üzerine yaşamı koyduğu gibi…” (Ani, Firavun Leti ’nin başyazmanı ve arkadaşı, M.Ö. 3500).

KA-RUH SEMBOLÜ:
Ka’nın Antik Mısır’daki kelime anlamı “ruh”tur ve tanrıça Heket (Meraklısına: Türk mitolojisinde Umay’ın karşılığıdır) tarafından bebeklere üflenen ilk nefes anlamına gelmektedir. Ka, Antik Mısırlılara göre kişinin asla ölmeyen parçasıdır ve yaşayacağı bir beden bulduğu sürece de ölmez (burada da aklıma Harry Potter ve Rowling gelmiyor değil. Okuyanlar bilir H.P. evreninde “horcrux”-Türkçesi hortkuluk- gerçeği vardır. Ölümsüz olmak isteyen büyücü, bazı objeleri horcrux haline getirir ve ruhunun parçalarını bu objelerin içine saklar. Böylece ölse bile ölen yalnızca bedeni olacaktır; fakat ruhunun parçalarını sakladığı horcruxlar etraftadır ve böylece tekrar hayata dönebilir, tıpkı Antik Mısırlıların ölülerin iç organlarını sakladıkları ve Ka’ların bu kaplarda barındığına inandıkları için kutsal saydıkları kanopik kaplar gibi, acaba Rowling de Kafka gibi Antik Mısır’dan mı etkilendi? Bunu da araştırılacaklar listesine alıyorum=)).
KA SEMBOLÜ
ANTİK MISIR'DA ÖLÜLERİN İÇ ORGANLARININ SAKLANDIĞI KANOPİK KAPLAR. KAPLARIN HER BİRİ FARKLI BİR ORGANI TAŞIMAKLA GÖREVLİDİR VE HER BİRİNİN İSMİ VARDIR. SOLDAN SAĞA: IMSETHY:İNSAN BAŞLIDIR VE KARACİĞERLERİ TAŞIR, DUAMUTEF: ÇAKAL BAŞLIDIR VE MİDEYİ TAŞIR, QEBEHSENUEF: ŞAHİN BAŞLIDIR VE BAĞIRSAKLARI TAŞIR, HAPY: BABUN BAŞLIDIR VE  AKCİĞERLERİ TAŞIR. 

Antik Mısırlıların ölülerini mumyalama sebeplerinden biri de Ka’larına her zaman yaşama imkanı bulma çabalarıdır. Antik Mısırlılar ölen kişinin mumyalanmaması halinde ve/veya mumyasının zarar görmesi halinde sonsuz yaşama asla kavuşamayacaklarını düşünmekteydiler. Bu sebeple günümüze kadar bozulmadan gelen mumyalar gördüğümüz zaman şaşırmamamız gerekir (Meraklısına: Antik Mısır’da ilk ve bence tek kadın firavun olan Hatshepsut hükümdarlığı boyunca pek çok düşman kazanmıştı, ve kendisinden bir hayli nefret edilmiş olacak ki ölümünden sonra mumyası tahrip edilmiş ve mezar duvarlarından ismi kazınarak silinmişti, böylece Ka’sı yaşamına devam edecek beden bulamayacak ve ruhu hiçbir zaman ölümsüzlüğe kavuşamayacaktı).
BUNLAR DA H.P. EVRENİNİN BİR NEVİ KANOPİK KAPLARI=)

Ya mumya demişken aklıma 2. Ramses’in mumyasının başına gelen trajikomik olay geldi. Sizlerle paylaşayım: Şöyle ki 2. Ramses’in mumyası, üzerinde mantar büyümesi olduğu ve bu sebeple çürüyüp yok olma tehlikesi altında olduğu gerekçesiyle incelenmek üzere Fransa’ya götürülmesi gerekiyordu; fakat Fransız yasalarına göre ülkeye ölü ya da diri fark etmez giren herkes, Fransız pasaportuna sahip olmalıydı. Bu nedenle Mısır hükümeti 3000 yıl önce ölmüş olan firavunun Fransa’ya girebilmesi için ona pasaport çıkartmış ve kral (merhum) olarak etiketlemiştir. Mumya Fransa’ya indiğinde ise kendisine, kraliyet mensubu muamelesi yapılmış ve cenaze töreni düzenlenmiştir.
2. RAMSES'İN PASAPORTU

BA:
Ba, Antik Mısır’da ruhun kişilikle ilişkilendirilen bir parçası olarak tanımlanmaktaydı. Kişinin ölümünden sonra Ba’sı Ka ile bütünleşmekteydi. Bu kavram konusunda çeşitli tartışmalar olmakla birlikte Ba’yı kişinin yaşarken sahip olduğu fiziksel görünüşü, fiziksel varlığı ile ilişkilendiren ejiptologlar da bulunmaktadır.
BA SEMBOLÜ

MAAT'IN TÜYÜ:
Maat’ın Tüyü Antik Mısır’da adaletin sembolize edilmiş halidir. Zaten tanrıça Maat da Antik Mısır’da adalet tanrıçasıdır. 
MAAT'IN TÜYÜ

Antik Mısır’ın ölümden sonrasını anlatan çizimlerinde ölen kişinin yeraltı anlamına gelen Duat’a geldiği ve kalbinin Anubis tarafından adalet tartısına koyulduğu, tartının diğer kefesine ise Maat’ın Tüyü’nün yerleştirildiği görülmektedir. Ölen kişinin kalbinin tüyden ağır gelmesi durumunda kişinin, yaşarken kötü bir insan olduğu ve bu sebeple kalbinin ağırlaştığı anlaşılarak kalbi, ruh yiyen tanrıça Ammit [H.P evrenindeki ruh emicilerden (dementor) ya da orta dünyadaki tip olarak benzedikleri Nazgullerden bile korkunç] tarafından yenilmekte ve kişi sonsuza dek yeraltında kalmak üzere lanetlenmektedir. Öte yandan kişinin kalbinin tüyle eşit veya tüyden hafif gelmesi durumunda ise onun yaşarken iyi bir insan olduğu anlaşılmakta ve kişi, Osiris tarafından yönetilen cennet olan Aaru’ya girmeye ve sonsuza dek orada yaşamaya hak kazanmaktadır.
H.P. EVRENİNDEKİ RUH EMİCİLER
LOTR EVRENİNDEKİ BİR NAZGUL

ANTİK MISIR'DA KİŞİNİN ÖLDÜKTEN SONRA BAŞINA GELENLERİN GÖSTERİMİ. BURADA ÖLEN HUNEFER'İN ANUBİS TARAFINDAN DUAT'A (YERALTI) GETİRİLDİĞİ, SONRASINDA KALBİNİN TARTIDA MAAT'İN TÜYÜ İLE TARTILDIĞI, KALBİNİN TÜYDEN HAFİF GELDİĞİ (DEMEK Kİ YAŞARKEN İYİ BİR İNSANMIŞ), BU SEBEPLE RUH YİYEN TANRIÇA AMMİT'İ GEÇİP DİREKT OSİRİS'İN HUZURUNA GETİRİLDİĞİ VE OSİRİS TARAFINDAN AARU'YA (CENNET) KABUL EDİLDİĞİ ANLATILMAKTADIR.
Not: "Yazar Antik Mısır uzmanı, ejiptolog veya arkeolog değildir (her ne kadar çok istese de=)). Sadece Antik Mısır'a ve Antik Mısır mitolojisine gönül vermiş bir araştırmacıdır. Bu sebeple  yazar, sürçülisan ettiyse affınıza sığınmaktadır=) " diyerek Mısır'ın Ölüler Kitabı'ndan bir parça olan ve Scarabeus sembolünü açıklarken de atıfta bulunduğum, çok sevdiğim ve anlamında boğulduğum  Ani Papirüsü'nü sizinle paylaşarak yazıyı sonlandırmak isterim:

Ey insanoğlu; bu parşömende yazılı olanları iyi oku. Oku; burada var olmadığın günleri bulacaksın, eğer tanrıların bahşettiği bilgeliğe sahipsen…
Oku çocuğum; çok uzaklardan sana henüz ulaşan geçmişin ve geleceğin sırlarını oku…
İnsanoğlu, ebediyetten bugüne; sadece burada yaşamadı; birçok yerde, birçok zamanda, birçok dünyada yaşadı; her birinin arasında karanlıklar perdesi vardı;
Ve şimdi kapılar açılacak ve başlangıçtan beri var olan tüm karanlık tüneller aydınlanıp görünecekler; inancımız bize sonsuz yaşamı öğretti; şimdi ebediyeti, sonun ve başlangıcın olmadığım anladık; Bu bir sonsuz daire… Bu nedenle; çember yasasına göre; eğer bir tek şey doğruysa öteki her şey doğrudur; öyle ki; bizler daima yaşadık… Yaratıcı, insanoğlunun gözlerine birçok yüzünü, çeşitli ahitlerle gösterdi; aslında O, birdir. O, istedi ki; tek bir tanrı olarak bilinsin; çünkü henüz her şey yanlıştı, her şeyin doğru olması için…
Özümüz; ki o bizim ruhsal benimizdir; kendisini! Bize çeşitli yollarla gösterir… Bilginin perdesi, sonsuzluktan gelir ve bu perde, herkeste gizlidir; mûcizelerin gücü ile bize gerçeğin bir an için görünmesi özellikle yapılanmıştır… Mısırlılar arasında bilinen kara böcek, tanrı değildir, sadece onun sembolüdür. Çünkü o böcek, ayaklarıyla çamurları yuvarlar ve yumurtalarını yaptığı topların içine koyar; aynen Yaratıcı’nın dünyaları yuvarlayıp üzerine yaşamı koyduğu gibi…
Bütün tanrılar; bir olarak sevgi ödülünü dünyaya verdiler. Hiçbir kesinti, duraklama olmaksızın… İnançlar bize açıkça öğretti, belki sizlere de; yaşam ölümle son bulmuyor ve bilin ki sevgi, tüm yaşamın rûhudur. Sonsuzluk boyunca sürdürülmelidir. Görünmeyen zamanların kudreti, ruhların tümünü bağlayacak; dünya öldüğünde; sona gelindiğinde ve bu arada bütün ayrı geçmişler onlara açıklanmış olacak...

30 Temmuz 2013 Salı

Horus'un Gözü Nasıl Ortaya Çıktı?

Antik Mısır mitolojisi, çoktanrılı Mısır dinindeki baş karakterler olan tanrı ve tanrıçalar arasında geçen olaylardan oluşur. Bu olaylardan en çok dikkatimi çeken ise "Horus'un Gözü" mitinin çıkış noktasının anlatıldığı olaydır:

Yukarıdaki resimde, en önde duran Osiris, onu takip eden İsis ve onun arkasında da şahin başlı Horus görülmektedir.
Osiris, tarımdan sorumlu bir tanrıydı. Kızkardeşi ise, büyü ve sihirden sorumlu tanrıça İsis'ti. Erkek kardeşleri Seth ise, kötülüklerin tanrısıdır. Osiris, İsis ile evlenince, Seth bu durumu çok kıskanır ve Osiris'i öldürme planları yapar. Bir gün Seth, kardeşi Osiris uyurken onun gizlice boyunun ölçüsünü alır (gerçek anlamda=)). Sonrasında bu ölçülere uygun altın kaplamalı ve muhteşem işlemeli bir sandık yaptırır. Bir gün Seth akşam yemeği düzenler ve bu yemekte, yaptırmış olduğu sandığın içine kim sığarsa (sandık, kimin boyuna uyarsa) bu sandığı o kişiye hediye edeceğini söyler. Herkes teker teker sandığa girmektedir; fakat sandık kimsenin boyuna uygun değildir, sıra Osiris'e gelir, Osiris sandığın içine girer ve tamamen kendi boyuna uygun olduğunu görür. Osiris'in sandıkta boylu boyunca yattığını gören Seth ve yardımcıları sandığı Osiris'in üstüne kilitler ve sandığı nil nehrinin ücra köşelerine, akıntıya bırakırlar. Bunu öğrenen İsis kahrolur ve Osiris'i bulmaya and içer. Kendi büyü yetenekleriyle de Osiris'in kitli olduğu sandığı bulur; fakat Osiris artık ölüdür. İsis yine de sandığı alır ve korunaklı bir yere saklar. Bir gün Seth, avlanırken tesadüf eseri sandığı farkeder ve sandığın o sandık olduğunu hemen anlar. Çılgına dönen Seth, sandığı hemen alır ve içindeki Osiris'i 14 parçaya bölüp her bir parçasını farklı bir yere dağıtır. Bunu Öğrenen İsis, yine Osiris'in peşine düşer, teker teker Osiris'in parçalarını bulur ve kendi büyü gücüyle bu parçaları birleştirir. Artık tek bir şey kalmıştır. O da Osiris'i tekrar hayata döndürmek. İşte bu noktada Horus devreye girer. Horus İsis ve Osiris'in oğludur. Horus, babasının intikamını almak için amcası Seth'le savaşır, Seth Horus'u yenemez; fakat Horus'un sol gözünü parçalayıp çıkarmayı başarır. Sonrasında, Horus gözünün parçalarını toplamayı başarır; fakat bir parça eksiktir, bu parça da bilgelik tanrısı Thoth tarafından tamamlanır ve Horus'un gözü artık tamamlanmıştır. İsis, Osiris'i tekrar hayata döndürebilmek için sihirli sözleri söyler ve Osiris artık hayata dönmüştür. Horus ise, sol gözünü babasına verir, babasının bu gözü yutmasını söyler, böylece daha güçlü olacak ve konuşma, görme ve yürüme yeteneklerini kazanabilecektir. Osiris gözü yutar ve artık eskisi gibi güçlü olmuştur. Daha sonra, Horus güneş tanrısı Ra'nın yardımıyla öte alemdeki tanrılar katına ulaşabilmek için çok uzun bir merdiven yapar. Osiris, İsis ve Horus bu merdiveni tırmanır ve öte alemin tanrıları huzuruna erer. Güneş tanrısı Ra, tanrılar katına ulaşan Osiris'i, tanrıların ve öteki dünyanın kralı yapar. Horus ise yeryüzünde babasını temsilen Yukarı ve Aşağı Mısır'ın kralı olmuştur, böylece o da tanrı olmuştur; çünkü Antik Mısır'daki kral firavunlar aynı zamanda birer tanrı konumundaydılar.

Yukarıdaki resim, kötülükler tanrısı Seth'in bir tasviridir. Ne kadar da haşin bakıyor değil mi!

Yukarıdaki resim, Osiris'in yeşil renkteki tasviridir. Osiris'in yeşil renkli tasvir edilmesinin sebebi, onun, öte alemin kralı ve tanrısı olmadan önce, tarımdan sorumlu tanrı olmasıdır.

Yukarıdaki resimde, güneş tacı takan İsis'in bir tasviri görülmektedir. İsis, bu resimde, elinde tuttuğu sonsuzluk sembolü "ankh" ile karşısındaki kişinin ruhunun sonsuzluğa kavuşarak huzur bulmasını sağlarken tasvir edilmiştir. İsis, karşısındaki kişinin ruhunu sonsuzluğa kavuşturarak, onu kutsamaktadır.

Horus adı Grekçeden gelmektedir. Horus'un Antik Mısır'daki adı Hor'dur. Horus (Hor), Antik Mısır'ın en önemli tanrılarından biridir. Öyle ki firavunlar, kendilerini dünya üzerindeki Horus olarak görmektedir. Firavunlar,  kendi isimlerinin yanında Horus'un ismini de anarlardı. Kendilerini, Horus'un yeryüzündeki cisimleşmiş şekli olarak gördükleri için, bazı tasvirlerde firavunlar kendilerini İsis'in kucağında tasvir etmişlerdir. Horus'un pek çok varyansyonda resmedildiğini görülmektedir.

 Yukarıdai resim, Horus'u şahin başlı olarak tasvir etmektedir. Şahin başlı tasvir edilmesindeki neden, Horus'un şahin kadar keskin gözleri olduğu ve onun gözünden hiçbir şeyin kaçamayacağını anlatmak içindir.

Bu resimde de Horus, annesi İsis'in kucağında, çocuk biçiminde tasvir edilmiştir. Bu, masumiyetin bir göstergesidir. Horus, daha bir bebekken, Harpokrates olarak anılırdı.

Horus, bu resimde ise elini ağzına götürmüş genç bir oğlan olarak tasvir edilmiştir. Bu, gizli öğretiler konusundaki sessizlik ilkesinin bir gösterimidir. Bu döneminde de Horus, Harpokrates olarak anılırdı.

Horus'un Gözü
Horus, en çok bu varyasyonda yani göz biçiminde tasvir edilmektedir. Horus'un gözü, içerisinde pek çok anlam barındırmaktadır. Horus'un sol gözüne verilen isimdir. Bu göz, Güneş ve Ay'ı temsil eder.
Horus'un gözü manevi anlamda, vicdanın gözünden hiçbir şeyin kaçamayacağını, insanın zihninden geçen her düşünce ve bulunduğu her eylemin keskin bir bakış tarafından izlendiğini anlatmaktadır. Öyle ki, Güneş ve Ay da her daim insanların üzerinde ve onları izlemektedir. Horus'un gözü, vicdanın 24 saat kapanmayan gözü olduğu için bu durum, kötülükler tanrısı Seth'in işine gelmez ve bu nedenle Horus'un bu gözünü çıkartmıştır.



 Horus'un gözünün matematiksel anlamı ise Tanrı'nın birliğinin bir kanıtını sunmaktadır. Şöyle ki, bir bütünü 2'ye bölerseniz 1/2 elde edersiniz, bu da 2'ye bölündüğünde 1/4 elde edilir. Bu şekilde devam edilerek 2'ye bölme işlemi sonucunda sırasıyla 1/8, 1/16, 1/32 ve 1/64 elde edilir. Bu parçaların hepsi toplandığında sonuç, 63/64 çıkmaktadır. Buradan çıkan sonuç şudur ki, bir bütün sürekli 2'ye bölünürse toplam değerde hiçbir zaman sonsuzluk hariç, birliğe ulaşılamaz; çünkü bir olan sadece Mutlak'tır (Tanrı'dır). Horus'un gözü de yukarıdaki resimde görüldüğü gibi,  "glif" diye isimlendirilen parçalardan oluşur ve bu 6 parça da sırasıyla 1/2, 1/4, 1/8, 1/16 ve 1/32'yi temsil eder.
Şimdi de bu gözdeki şekillerin ne anlama geldiklerine bir bakalım. Gözde yer alan 5 parça (1/8'lik kısım hariç), 5 duyguyu temsil etmektedir. Üstteki 1/8'lik kısım ise düşünceyi temsil eder. Aşağıdaki şekil, gözün hangi kısımlarının hangi duyguyu ifade ettiğini göstermektedir.

Horus'un gözünün altında yer alan kıvrım (1/32'lik kısım), insanın tanrı'ya ulaşmasındaki yolu, 1/64'lük, göz yaşı gibi duran şekil ise Tanrı'nın merhametini simgeler.
 Horus'un gözü, Antik Mısır'da şifa kaynağı olarak kullanılmıştır, bunun sebebi gözlerden çıkan enerjinin çok güçlü olduğuna inanılmasıdır. Bizim kültürümüzdeki nazar boncuğunun da Horus'un gözünün bir versiyonu olduğu yönünde tartışmalar bulunmaktadır.
Horus'un gözü, 3. göz olarak da isimlendirilmektedir. Bunun sebebi, bu şeklin, insan beynindeki Thalamus bölgesine benzemesidir.
Yukarıdaki resimde de görüldüğü üzere, görsel ve işitsel merkezlerden aldığı sinyalleri beyne yönlendiren beynin ara markezi konumundaki Thalamusun şeklinin, Horus'un gözüne benzerliği dikkat çekicidir.
Horus'un gözü, Antik Mısır'da şansı da temsil ederdi. Antik Mısırlılar, iyi şeylerin 3'er 3'er olduğuna inanırlardı, bu Horus'un gözünün 3 parçasına, yani üst göz kapağı, alt göz kapağı ve gözün kendisinden oluşan 3 parçaya atfen oluşan bir düşünceydi.
Her ne kadar gözü babası Osiris'e vermiş olsa da gözün asıl sahibi olan Horus, ölüler arasında saygı görmektedir; çünkü Horus ölülerin gözünü açarak onların görmelerini ve ebediyete doğru yol almalarını sağlamıştır.
Son olarak ilginç bir bilgi (sanki yukarıdakiler çok normalde=)) aktararak yazımı tamamlamak istiyorum. Hiç Antik Mısır tasvirlerinin neden yan profilden resmedildiğini merak ettiniz mi? Çoğunluğu bunu, Antik Mısırlıların 3 boyut duygusundan yoksun olmalarına bağlar, peki yapmış oldukları piramitlerin 4000 yıldır sırrı hala çözülememiş olan Antik Mısırlılar için böyle düşünmek biraz saçma olmaz mı? Kesinlikle olur. Bu yandan tasvir olayının arkasında bir "hürmet" olayı vardır. Şöyle ki, Horus sol gözünü kaybedince, bütün Antik Mısır tasvirleri, Horus'un olmayan gözünü göstermemek adına, yandan resmedilmiştir, bu durum, Horus'a olan saygının bir ifadesidir. Ne kadar ilginç değil mi!

Alın size herkesin yan resmedildiği bir Antik Mısır tasviri.Burada, ölenin ruhunun, mumyalama ve ölüler tanrısı olan Anubis tarafından rehberlik edilerek adalet tanrıçası Maat'ın huzuruna getirilmesi anlatılmaktadır. Maat'ın huzuruna getirilen ölünün ruhu, hassas teraziyle tartılırdı, terazinin bir tarafına da tüy konurdu. Eğer ölünün günahları fazlaysa ölünün kalbi terazide fazla gelirdi ve bu sebeple timsah tanrısı Sobek, ölünün kalbini yerdi. Burada, ölü olan Hunefer'in ruhu, terazide hafif geliyor, bu nedenle Sobek'i geçiyor ve Horus eşliğinde Osiris'in huzuruna çıkıyor. Osiris'in önündeki, lotus çiçeği üzerindeki 4 figür, Horus'un çocuklarını simgeliyor, bu çocuklar, ölünün öte alemde tekrar can bulduğunda  iyi bir şekilde yaşaması için, ölünün iç organlarının korunmasından sorumludurlar. Sonuç itibariyle Osiris, ölü için iyi bir karara varacak gibi görünüyor ha, ne dersiniz=).