12 Şubat 2019 Salı

ANTİK MISIR HİYEROGLİFLERİ VE ÇÖZÜMLEMELERİ 101


NOT 1: Aşağıdaki yazı ağır derecede hiyeroglif deşifreleri barındırdığından hiyerogliflere ya da Antik Mısır yazı diline ilgi duymayanların, bana “ömrümden 5 dk.’mı çaldınn!!!” vs. dememeleri için  okumamalarını tavsiye ederim.

NOT 2: “Hiyerogliflere Giriş” niteliğinde olması bakımında yazının başlığı da doğal olarak Antik Mısır Hiyeroglifleri ve Çözümlemeleri 101 olmalıydı=)

NOT 3: Yazının bazı yerlerinde parantez içindeki ifadeleri bir hayli uzun tutmuş olabilirim. Antik Mısır deyince bildiğim ne varsa anlatma isteği geliyor bana, bu nedenle bu konuda kusuruma bakmayınız efenim=)

Antik Mısır’da yazının M.Ö 3300-3200 civarı icat edildiği düşünülmektedir (ilk yazının M.Ö. 3500 yıllarında Sümerler tarafından icat edilen çivi yazısı olduğu kabul edilir; bununla birlikte Antik Mısırlıların Sümerlerden yaklaşık 150 yıl kadar öncesinde hiyeroglifleri icat ettiği yönünde görüşler de bulunmaktadır).

Antik Mısır yazı dilinin temelini hiyeroglifler oluşturmaktadır. Hiyeroglifler sadece kimi zaman harfler kimi zaman da kelime veya kelimeler bütününü karşılayan sembollerden ibaret değildi. Antik Mısırlılar hiyeroglifleri “Tanrı’nın sözleri” olarak tanımlayıp hiyeroglifleri oluşturan her bir sembolün kutsal bir görevi olduğunu düşünüyorlardı. Bu nedenle Antik Mısırlılar yazı dillerine “Medtu Neter”-(Divine Words/Kutsal Sözler) ismini vermişlerdi.
ani papirüsü ile ilgili görsel sonucu
Ölüler Kitabı'ndan bir parça-Ani Papirüsü-hiyeroglif stilinde yazılmıştır.

 Hiyeroglifler her ne kadar Antik Mısır’ın yazı dilini oluştursa da hiyeroglifleri yazmak bir hayli zordu; çünkü hiyeroglifleri oluşturan kimi semboller-taşıdıkları kutsal anlamlarla da birlikte- karmaşık çizimler gerektirmekteydi. Bu nedenle Antik Mısırlılar hiyeroglifleri “yazılsın diye değil” “okunsun/telaffuz edilsin” diye yazıyorlardı.
Pek muhterem (bana “keşke o dönemde yaşamış olsaydım da kendisiyle tanışsaydım” dedirten kişi) ve yapmış olduğu keşif sayesinde “Ejiptolojinin/Mısır biliminin babası” olarak sayılan Jean—François Champollion sayesinde hiyerogliflerin “gerçekten bir anlam” taşıdığı ortaya çıkmıştır. Champollion, 1799 yılında Mısır’ın Delta bölgesindeki Rosetta isimli yerde Fransız askerleri tarafından bulunan ve üzerinde Antik Mısır’ın Hiyeroglif, Demotik ve Grek olmak üzere 3 farklı yazı dilini barındıran Rosetta Taşı’nın tercümesini yapmıştır. Rosetta Taşı, M.Ö. 196 yılında Memphis (Antik Mısır dilinde söz konusu yerin adı “Menefer”’dir, Antik Mısır’daki çoğu yerin ve firavun isminin Yunancası daha popülerdir, bunun birkaç sebebi olmakla birlikte bu yazının konusu olmadığından burada açıklama yapmayacağım; örn: Firavun Tutmosis’in isminin Antik Mısır dilindeki karşılığı Djehuty-Mes’tir, hadi tutamıyorum kendimi Türkçe’sini de söyleyeyim: Tutmosis=Djehuty-Mes=Thoth’un Oğlu) tapınağının başrahibi tarafından, dönemin firavunu V. Ptolemy’nin tahta çıkışını, yaptığı iyi işleri ve refah dolu yılları anlatan övgü dolu sözleri içeren 3 farklı yazı dilinde yazılmış bir taştır. Peki neden 3 farklı yazı stili kullanılmıştır? Çünkü Antik Mısır’da her ne kadar yazı aşağıda da gösterip açıklamalarını yapacağım (çünkü en sevdiğim yazı stili=)) hiyerogliflerle başlasa da zamanla hiyerogliflerin form değiştirmiş hali olan demotik ve Antik Yunan’ın etkisiyle Grek stili de kimi zaman aynı anda kullanılmıştır. Taşın yapıldığı dönem söz konusu 3 yazı stilinin aynı anda kullanıldığı dönem olması sebebiyle, Rosetta Taşı’nda 3 farklı yazı stili birarada kullanılmıştır.
rosetta stone ile ilgili görsel sonucu
Görselde, bahsetmiş olduğum 3 farklı yazı stilini görebilirsiniz.
champollion ile ilgili görsel sonucu
Mısır Biliminin Babası Sayılan Champollion
Champollion’un 1822 yılında Rosetta Taşı’nda yazılanları deşifre etmesine kadar Hiyerogliflerin sadece gösterge anlamları (mesela kuş şeklindeki bir Hiyeroglifin sadece “kuş” anlamını ifade etmesi gibi) taşıdıkları düşünülmekteydi. Champollion ise o dönemde hem Demotik hem de Grek yazı stilini okumayı bildiğinden alfabelerdeki karakterleri karşılaştırarak hiyerogliflerdeki sembollerin gösterge anlamları dışında her birinin bir harfi de karşıladığını keşfetmiş oldu. Bu büyük keşif sayesinde Medtu Neter’in (Divine Words/Kutsal Sözler) yani Antik Mısır Tanrılarının sözlerinin ne anlam ifade ettiği anlaşılmaya başlandı.

Hiyeroglifler “tek sesi, iki sesi ve ikiden fazla sesi karşılayan” olmak üzere fonetik açıdan 3 gruba ayrılmaktadır. Bu yazımda sadece tek sesi karşılayan hiyerogliflere yer vereceğim (sesi karşılamak: sesin ağızdan çıkma biçimi, dolayısıyla tabloda bazı hiyerogliflerin 2 veya 3 harfe karşılık geldiğini göreceksiniz; fakat ağızdan çıkma biçimi tek ses olduğu için onlara da bu yazımda yer vermiş bulunuyorum).
Tabloda soldan sağa hiyerogliflerin gösterim biçimi, gösterge anlamı ve  harf/ses karşılıklarına yer verdim. Ayrıca yalın olarak kullanıldıklarında gösterge anlamları dışında başka anlamlara da gelen hiyerogliflerin de anlamlarını yanlarında belirttim. Gösterge anlamlarının Türkçe karşılığının yanında İngilizce karşılıklarına da yer verdim.

NOT 4: “Hiyerogliflere çalışırken sembolleri tanımlanmış gösterge anlamları dışında size çağrıştırdıkları anlamlara göre kodlayarak da çalışabilirsiniz” demeyi çok isterdim ama böyle yapmamanızı tavsiye ederim. Çünkü anlamları deşifre ederken “yanlışlıkla” sizdeki anlamına göre hiyeroglifleri okuyabilirsiniz. Mesela “flowering reed=kamış” gösterge anlamındaki sembol bana göre “kuş tüyü”ne daha çok benzemesine rağmen  böyle kodlamamaya özen gösteriyorum=)



Hiyeroglif
Gösterge Anlamı
Harf/Ses Karşılığı
(Varsa) Diğer Kullanımlar ve Anlamları
1


Akbaba (vulture)
A

2

Ön kol (forearm)
E

3
Baldır (calf)
B

4
Kamış (flowering reed)
A (erken Mısır dönemi)
İ (geç Mısır dönemi)

5

El (hand)
D

6

Engerek yılanı (viper)
F

7

Kavanoz (jar stand)
G

8
Avlu (courtyard)
H

9

Kıvrılmış lif (twisted flax)
H

10

Kamış (bence kuş tüyü=)(flowering reed)
I(geç Mısır dönemi)

11

Yılan (snake)
Dj

12

Sepet (basket)
K
“sen” , “sana”, “seni”
13

Baykuş (owl)
M
“içinde”, “gibi”, “görüntüsünde”
14




M
15

Su (water)
N

16

Aşağı Mısır’ın kırmızı tacı (red crown of lower Egypt)
N

17


Oturak (stool)
P

18
Eğimli tepe (hill-slope)
Q

19
Ağız (mouth)
R

20
Kıvrılmış kumaş (folded cloth)
S

21

Somun veya ekmek (loaf or bread)
T
Kelime sonuna geldiğinde o kelimenin bir dişi varlık için söylendiğini gösteren belirteç
22


ya da 
Yavru kuş (young chick)
U
W

23
 ya da 
İki kamış (2 flowering reeds)
İİ

24
Kapı sürgüsü (door bolt)
Z
S

25
Havuz (pool)
SH

26
Bağlı ip (tethering rope)
TJ

27
Elek (sieve)
CH

28
Kement (lasso)
O/WA

29
Aslan (lion)
L



Tek sesi karşılayan hiyeroglifleri böylece görmüş oldunuz. Şimdi aşağıda yatay olarak yazılmış olan ismi okuyabilirsiniz.
          


Doğru okudunuz eminimm=)) Okuyamadıysanız da dert etmeyin, çünkü size henüz önemli ipuçlarını  vermiş değilim 😈 Evet, yukarıda yazılan isim, Antik Mısır’da sıklıkla kullanılan bir erkek ismi olan Anii. Bir önceki yazımı okuyanlar hatırlar, Ani papirüsünden bahsetmiştim. İşte o papirüsü yazan zat-ı muhteremin ismi. Dikkatinizi çekmiştir. En sağda bir erkek kişisi figürü var. İşte bu figür, bahsi geçen ismin erkek ismi olduğunu belirten bir belirtme sıfatı görevinde. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer unsur da hiyerogliflerin bakış yönü. Dikkat ederseniz, hem belirtme sıfatı görevindeki erkek figürü, hem de diğer hiyeroglifler sol tarafa bakmaktadır. Bu bize, hiyerogliflerin soldan sağa doğru okunması gerektiğini göstermektedir.  Dolayısıyla ilk hiyeroglifimiz olan  (A), ikinci hiyeroglifimiz olan  (N) üçüncü hiyeroglifimiz olan  (İİ) bir araya geldiği zaman, oku bakayım-Anii diyoruz=D (Barış Manço abimizi de anıyoruz<3)
Siz de yukarıdaki tabloda vermiş olduğum hiyeroglifleri kullanarak kendi isminizi hiyerogliflerle yazabilirsiniz.

Örneğin: Türkçe’de en sık kullanılan erkek isimlerinden olan Ahmet=  gibi.

Fakat sadece harflerin hiyerogliflerdeki karşılığını kullanarak isminizi yazarsanız, transliterasyon yapmış olursunuz. Transliterasyon, anlamsal karşılık olmadan, sadece harflerin karşılığını alarak tercüme yapma olarak tanımlanabilir (yani bir “translation” değildir). Dolayısıyla yukarıdaki çeviri, anlamdan yoksundur. Sadece anlamdan değil, belirtme sıfatı hiyerogliflerinden de yoksundur. İnternetteki pek çok program, isminizin Antik Mısır hiyerogliflerindeki karşılığını size verirken de transliterasyon yapmaktadır; çünkü bu programların çoğunun veri tabanında ne yazık ki kelimelerin anlamsal karşılıkları bulunmamaktadır. Hatta çoğu kişi bu transliterasyonlara güvenerek kolye vb. aksesuarlar yaptırarak onları kullanmaktadır. Ben tabi ki yıllarını Antik Mısır’a vermiş olmanın etkisiyle isminin Antik Mısır’daki anlamsal karşılığını bilenlerden olarak şanslıyım sanırım=)
Bir sonraki derslerde hiyerogliflerdeki belirtme sıfatları, çift sesler, üç sesler (şan dersi gibi oldu ama neyse=D) vb. detay konulara giriş yapacağım.
O zamana kadar, Medtu Neter’le kalınız efenimm

NOT 5: Yazar, Antik Mısır/Ejiptoloji diplomasına sahip değildir. Sadece hayatının neredeyse 20 yılı boyunca Antik Mısır hakkında araştırma yapmış ve yapmaya da devam eden biridir. Bu nedenle bir hata ettiyse kusuruna bakmayınız;)

26 Kasım 2018 Pazartesi

ANTİK MISIR SEMBOLLERİ VE BANA ÇAĞRIŞTIRDIKLARI


Antik Mısır’da çok sayıda sembol bulunmaktadır. Bu sembollerin hepsini tek bir yazıda paylaşmak yerine günlük hayatta özellikle takılarda ve süs eşyalarında görmeniz muhtemel ve benim de sıklıkla aksesuar olarak kullanmayı tercih ettiğim bazı sembollerin anlamlarını ve bazılarının bana çağrıştırdıklarını ana hatlarıyla açıklamaya çalıştım. Bunu yaparken yazdıklarımın daha iyi anlaşılması adına Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi gibi evrenlerde geçen kimi sembollerle Antik Mısır sembolleri arasında bağlantılar kurdum (bence kurduğum bağlantılar zorlama değil; ama buna okuyup siz karar verin=)). Umarım yazdıklarımı okuduktan sonra Ankh’ın haç ile alakasının olmadığını (ya da La Casa de Papel’deki Tokio’nun kolyesinden ibaret olmadığını-ki çoğu yerde Tokio kolyesi diye pazarlanıyor, biraz sinirime dokunmuyor değil =)) ya da sonsuzluk işaretinin sekiz rakamından ibaret olmadığını anlamış olursunuz.
ANKH:

Antik Mısır’da en sık kullanılan sembollerden biri olan Ankh, yaşamı ve ölümsüzlüğü simgeler. Bunun dışında Antik Mısır’da Nil’in taşmasıyla gelen bereketi sembolize eden kadın ve erkek arasındaki, diğer bir deyişle Osiris’le (yeraltı ve ölüler tanrısı) İsis (yeryüzü, bereket ve büyüler tanrıçası) arasındaki birleşmeyi anlatan bir semboldür. Bu sebeple söz konusu sembol, “Nil’in anahtarı” ismiyle de anılmaktadır. 
ANKH SEMBOLÜ


Bu anlamları dışında “saflaştırma”, “suya hayat gücü verme” ve “gizli olanı görme” gücü gibi anlamlara sahip olması, onun “yeraltı dünyasının anahtarı”, “ölümsüzlüğün anahtarı” gibi isimler kazanmasına da yol açmıştır. Genelde alnının ortasında bu sembolü tutar vaziyette resmedilen tanrı ve tanrıçaların inisiye oldukları, saklı olanı görebildikleri, duru görü ve hayat verme gücü barındırdıkları gibi çıkarımlar yapmak mümkündür.
RESİMDE TANRIÇA MAAT VE TANRI HORUS, ELLERİNDE ANKH TUTAR VAZİYETTE, TEPELERİNDE İSE  KHEPER, ONLARI GÖZETİYOR
HORUS’UN GÖZÜ (THE EYE OF HORUS):
“Wadjet” ya da “Udjat” olarak da bilinen Horus’un gözü sembolü koruma, iyileştirme, sağlık ve soylu gücü gibi anlamlara gelmektedir. Ay’ın sembolü olarak da bilinmektedir. Horus’un sol gözünü ifade etmektedir.
HORUS'UN GÖZÜ (HORUS'UN SOL GÖZÜ)

Sembolün mitolojik kökenine bakıldığında Osiris’in Seth tarafından öldürülmesinden sonra Horus ve Seth arasında çıkan kavgada Seth’in, Horus’un sol gözünü çıkardığı anlatılır. Sonrasında Hathor’un ya da Thoth’un büyü yardımıyla Horus’un sol gözünü iyileştirdiği ve Horus’un bu gözü Babası Osiris’i hayata döndürmek için ona adadığı anlatılır. Bu nedenle bu sembol “fedakarlık” anlamına da gelmektedir.
HORUS (SOLDAKİ) VE SETH (SAĞDAKİ) ARASINDAKİ SAVAŞIN GÖSTERİMİ. ÇİZİMLERE BAKILDIĞINDA ANKH VE SCARABEUS GİBİ YENİDEN DOĞUM VE YAŞAM SEMBOLLERİNİN KULLANILDIĞI GÖRÜLMEKTE. NE DE OLSA SÖZ KONUSU SAVAŞ SONUCUNDA HER NE KADAR HORUS SOL GÖZÜNÜ KAYBETMİŞ OLSA DA YAPTIĞI FEDAKARLIK SONUCUNDA OSİRİS YENİDEN HAYATA DÖNDÜRÜLMÜŞTÜR.
Bunun dışında bu sembolün sadece tek bir yaratıcı olduğunun matematiksel gösterimini sağladığı yönünde açıklamalar da mevcuttur. Şöyle ki, sembolün boşluk kısımlarına denk gelecek şekilde bir bütünün yarısı ve sonra da onun yarısı ( 1 /2 , 1/4 gibi) yazılır ve yazılan tüm yarımlar toplandıktan sonra 63/64 elde edilir ve hiçbir zaman 64/64, yani 1’in kendisine ulaşılamaz. Çünkü 1 olan sadece yaratıcıdır.
YARATICININ BİRLİĞİNİN MATEMATİKSEL GÖSTERİMİ . AYRICA HER BİR YARIMIN NE ANLAMA GELDİĞİNİ DE BU GÖSTERİMDE GÖRMENİZ MÜMKÜN
RA’NIN GÖZÜ (THE EYE OF RA):
Bu sembol, Horus’un sağ gözünü ifade etmektedir ve Ra’nın gözü olarak isimlendirilmektedir. Ayrıca Mısır mitolojisindeki Wadjet, Hathor, Mut, Sekhmet ve Bastet gibi çoğu tanrıçanın kişileştirilmiş bir yansıması olarak gösterilmektedir. Ra’nın Güneş tanrısı olması sebebiyle söz konusu sembol de Güneş’i ifade etmektedir.
RA'NIN GÖZÜ (HORUS'UN SAĞ GÖZÜ)
Sembolün  insanoğlunun 3. gözü olan epifiz bezine benzerliği de son zamanlarda sıklıkla tartışılagelen bir konudur. Epifiz bezinin insanların hisler dünyasıyla bağlantısı ve duru görü yeteneklerinin merkezi olduğu düşünüldüğünde sembolün neden epifiz bezine benzediğini anlamak kolaylaşır. (Meraklısına: epifiz bezinizi aktive etmek için onu astral tortulardan arındırmanız gerekir, bunun için de gece saat 11.00-3.00 arası karanlık bir ortamda uyumanız gerekir, bununla birlikte mum ışığının da epifiz bezini aktive edici özellikte olduğu düşünülür. Tüm bunların dışında diş macunlarında bulunan florür maddesinin, epifiz bezini negatif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Bu sebeple florürsüz diş macunları kullansanız daha iyi olur sanki (paradontax orijinal gibi, piyasada florürsüz tek diş macunu olarak ona rastladım, başka bildiğiniz markalar varsa paylaşabilirsiniz =)).
RA'NIN GÖZÜ'NÜN EPİFİZ BEZİ İLE OLAN BENZERLİĞİNİ BU GÖRSELDE GÖRMENİZ MÜMKÜN

OUROBOROS:
Bu sembol de Antik Mısır’da Güneş diski ve Güneş tanrısı Ra’nın bir yansıması olan Aten’in yolculuğunu anlatması sebebiyle Güneş’i ifade eden sembollerden biridir. Buna ilaveten bu sembol yeniden doğumun ve sürekliliğin de bir ifadesidir. Antik Mısır’ın Ölüler Kitabı’nda “kendini yutan yılan”, “kendi kuyruğunu yutan yılan” gibi ifadelerle anlatılan bu sembol, Nun’un kaotik sularından (yaradılışın başladığı ilk/ilkel su) gelen ilk tanrı olan Atum ile ilişkilendirilmektedir. Öyle ki Atum da bu kaotik sudan doğan ve kendini her sabah yenileyen sürüngenimsi bir varlık olarak anlatılmaktadır.
İsme bakarsanız Antik Mısır dilinde olmadığını anlarsınız. Zaten bu sembole ismi Antik Yunanlılar tarafından verilmiştir.
OUROBOROS SEMBOLÜ

Bu sembol sonsuz döngüyü göstermesi açısından “sonsuzluk” anlamına da gelmektedir. Böylece günümüzde de kullanılan yatay sekiz şeklindeki sembolün kökeninin (bilmiyor iseniz) Ouroboros’a dayandığını öğrenmiş oldunuz.
TARİHTE BULUNMUŞ EN ESKİ OUROBOROS ÇİZİMİ

SCARABEUS:
Bu sembol de tıpkı Ankh gibi Antik Mısır’ın en önemli sembollerinden biridir. Scarab böceği (Türkçede “bok böceği” olarak bilinir, İngilizcesi “dung beetle”) Güneş’i sembolize ettiği gibi “yeniden doğuş”, “hayat bulma” ve “dönüşüm” gibi anlamlara da gelmektedir (belki bazılarınızın aklına Kafka’nın “Dönüşüm” romanı gelmiştir, okuyanların bildiği üzere romandaki kahramanımız Gregor Samsa bir böceğe dönüşüyor idi, kim bilir belki Kafka da Antik Mısır sembolü Scarabeus’tan etkilenmiştir, bu konuyu da araştırılacaklar listesine alıyorum).
SCARABEUS (MUMYA FİLMİNDEN HATIRLARSINIZ)

Scarab böceklerinin özelliği kendi dışkılarını küçük toplar halinde yuvarlayıp yumurtalarını bu kozanın içinde saklamalarıdır. Dışkı topunun içinde görünmez hale gelen bu yumurtalar böylece tehlikeden uzak hayat bulmaktadır. Dışkı topunun bir nevi hayat bulması, Antik Mısırlıların Scarab böceklerini “yoktan var eden” konumuna yükseltmelerine yol açmış ve bu böcekleri yaşam, ölümsüzlük ve varoluş gibi anlamlarla ilişkilendirmişlerdir. Hatta Antik Mısır’da o kadar kutsal sayılmışlardır ki, Antil Mısırlılar bu böcekleri tanrılaştırmışlardır (Meraklısına:  Antik Mısır’da Scarab böceği tanrısı Kheper’dir).
TANRILAŞTIRILMIŞ SCARABEUS-SCARABEUS TANRISI-KHEPER

Bu böceklerin kutsallığını Mısır’ın Ölüler kitabında bir parça olarak yer alan Ani Papirüsü’nde de görmek mümkün. Şimdi başyazman Ani’nin Scarab böceğine nasıl atıf yaptığına bir bakalım:

“…Mısırlılar arasında bilinen kara böcek, tanrı değildir; sadece onun sembolüdür. Çünkü o böcek, ayaklarıyla çamurları yuvarlar ve yumurtalarını yaptığı topların içine koyar; aynen Yaratıcı’nın dünyaları yuvarlayıp üzerine yaşamı koyduğu gibi…” (Ani, Firavun Leti ’nin başyazmanı ve arkadaşı, M.Ö. 3500).

KA-RUH SEMBOLÜ:
Ka’nın Antik Mısır’daki kelime anlamı “ruh”tur ve tanrıça Heket (Meraklısına: Türk mitolojisinde Umay’ın karşılığıdır) tarafından bebeklere üflenen ilk nefes anlamına gelmektedir. Ka, Antik Mısırlılara göre kişinin asla ölmeyen parçasıdır ve yaşayacağı bir beden bulduğu sürece de ölmez (burada da aklıma Harry Potter ve Rowling gelmiyor değil. Okuyanlar bilir H.P. evreninde “horcrux”-Türkçesi hortkuluk- gerçeği vardır. Ölümsüz olmak isteyen büyücü, bazı objeleri horcrux haline getirir ve ruhunun parçalarını bu objelerin içine saklar. Böylece ölse bile ölen yalnızca bedeni olacaktır; fakat ruhunun parçalarını sakladığı horcruxlar etraftadır ve böylece tekrar hayata dönebilir, tıpkı Antik Mısırlıların ölülerin iç organlarını sakladıkları ve Ka’ların bu kaplarda barındığına inandıkları için kutsal saydıkları kanopik kaplar gibi, acaba Rowling de Kafka gibi Antik Mısır’dan mı etkilendi? Bunu da araştırılacaklar listesine alıyorum=)).
KA SEMBOLÜ
ANTİK MISIR'DA ÖLÜLERİN İÇ ORGANLARININ SAKLANDIĞI KANOPİK KAPLAR. KAPLARIN HER BİRİ FARKLI BİR ORGANI TAŞIMAKLA GÖREVLİDİR VE HER BİRİNİN İSMİ VARDIR. SOLDAN SAĞA: IMSETHY:İNSAN BAŞLIDIR VE KARACİĞERLERİ TAŞIR, DUAMUTEF: ÇAKAL BAŞLIDIR VE MİDEYİ TAŞIR, QEBEHSENUEF: ŞAHİN BAŞLIDIR VE BAĞIRSAKLARI TAŞIR, HAPY: BABUN BAŞLIDIR VE  AKCİĞERLERİ TAŞIR. 

Antik Mısırlıların ölülerini mumyalama sebeplerinden biri de Ka’larına her zaman yaşama imkanı bulma çabalarıdır. Antik Mısırlılar ölen kişinin mumyalanmaması halinde ve/veya mumyasının zarar görmesi halinde sonsuz yaşama asla kavuşamayacaklarını düşünmekteydiler. Bu sebeple günümüze kadar bozulmadan gelen mumyalar gördüğümüz zaman şaşırmamamız gerekir (Meraklısına: Antik Mısır’da ilk ve bence tek kadın firavun olan Hatshepsut hükümdarlığı boyunca pek çok düşman kazanmıştı, ve kendisinden bir hayli nefret edilmiş olacak ki ölümünden sonra mumyası tahrip edilmiş ve mezar duvarlarından ismi kazınarak silinmişti, böylece Ka’sı yaşamına devam edecek beden bulamayacak ve ruhu hiçbir zaman ölümsüzlüğe kavuşamayacaktı).
BUNLAR DA H.P. EVRENİNİN BİR NEVİ KANOPİK KAPLARI=)

Ya mumya demişken aklıma 2. Ramses’in mumyasının başına gelen trajikomik olay geldi. Sizlerle paylaşayım: Şöyle ki 2. Ramses’in mumyası, üzerinde mantar büyümesi olduğu ve bu sebeple çürüyüp yok olma tehlikesi altında olduğu gerekçesiyle incelenmek üzere Fransa’ya götürülmesi gerekiyordu; fakat Fransız yasalarına göre ülkeye ölü ya da diri fark etmez giren herkes, Fransız pasaportuna sahip olmalıydı. Bu nedenle Mısır hükümeti 3000 yıl önce ölmüş olan firavunun Fransa’ya girebilmesi için ona pasaport çıkartmış ve kral (merhum) olarak etiketlemiştir. Mumya Fransa’ya indiğinde ise kendisine, kraliyet mensubu muamelesi yapılmış ve cenaze töreni düzenlenmiştir.
2. RAMSES'İN PASAPORTU

BA:
Ba, Antik Mısır’da ruhun kişilikle ilişkilendirilen bir parçası olarak tanımlanmaktaydı. Kişinin ölümünden sonra Ba’sı Ka ile bütünleşmekteydi. Bu kavram konusunda çeşitli tartışmalar olmakla birlikte Ba’yı kişinin yaşarken sahip olduğu fiziksel görünüşü, fiziksel varlığı ile ilişkilendiren ejiptologlar da bulunmaktadır.
BA SEMBOLÜ

MAAT'IN TÜYÜ:
Maat’ın Tüyü Antik Mısır’da adaletin sembolize edilmiş halidir. Zaten tanrıça Maat da Antik Mısır’da adalet tanrıçasıdır. 
MAAT'IN TÜYÜ

Antik Mısır’ın ölümden sonrasını anlatan çizimlerinde ölen kişinin yeraltı anlamına gelen Duat’a geldiği ve kalbinin Anubis tarafından adalet tartısına koyulduğu, tartının diğer kefesine ise Maat’ın Tüyü’nün yerleştirildiği görülmektedir. Ölen kişinin kalbinin tüyden ağır gelmesi durumunda kişinin, yaşarken kötü bir insan olduğu ve bu sebeple kalbinin ağırlaştığı anlaşılarak kalbi, ruh yiyen tanrıça Ammit [H.P evrenindeki ruh emicilerden (dementor) ya da orta dünyadaki tip olarak benzedikleri Nazgullerden bile korkunç] tarafından yenilmekte ve kişi sonsuza dek yeraltında kalmak üzere lanetlenmektedir. Öte yandan kişinin kalbinin tüyle eşit veya tüyden hafif gelmesi durumunda ise onun yaşarken iyi bir insan olduğu anlaşılmakta ve kişi, Osiris tarafından yönetilen cennet olan Aaru’ya girmeye ve sonsuza dek orada yaşamaya hak kazanmaktadır.
H.P. EVRENİNDEKİ RUH EMİCİLER
LOTR EVRENİNDEKİ BİR NAZGUL

ANTİK MISIR'DA KİŞİNİN ÖLDÜKTEN SONRA BAŞINA GELENLERİN GÖSTERİMİ. BURADA ÖLEN HUNEFER'İN ANUBİS TARAFINDAN DUAT'A (YERALTI) GETİRİLDİĞİ, SONRASINDA KALBİNİN TARTIDA MAAT'İN TÜYÜ İLE TARTILDIĞI, KALBİNİN TÜYDEN HAFİF GELDİĞİ (DEMEK Kİ YAŞARKEN İYİ BİR İNSANMIŞ), BU SEBEPLE RUH YİYEN TANRIÇA AMMİT'İ GEÇİP DİREKT OSİRİS'İN HUZURUNA GETİRİLDİĞİ VE OSİRİS TARAFINDAN AARU'YA (CENNET) KABUL EDİLDİĞİ ANLATILMAKTADIR.
Not: "Yazar Antik Mısır uzmanı, ejiptolog veya arkeolog değildir (her ne kadar çok istese de=)). Sadece Antik Mısır'a ve Antik Mısır mitolojisine gönül vermiş bir araştırmacıdır. Bu sebeple  yazar, sürçülisan ettiyse affınıza sığınmaktadır=) " diyerek Mısır'ın Ölüler Kitabı'ndan bir parça olan ve Scarabeus sembolünü açıklarken de atıfta bulunduğum, çok sevdiğim ve anlamında boğulduğum  Ani Papirüsü'nü sizinle paylaşarak yazıyı sonlandırmak isterim:

Ey insanoğlu; bu parşömende yazılı olanları iyi oku. Oku; burada var olmadığın günleri bulacaksın, eğer tanrıların bahşettiği bilgeliğe sahipsen…
Oku çocuğum; çok uzaklardan sana henüz ulaşan geçmişin ve geleceğin sırlarını oku…
İnsanoğlu, ebediyetten bugüne; sadece burada yaşamadı; birçok yerde, birçok zamanda, birçok dünyada yaşadı; her birinin arasında karanlıklar perdesi vardı;
Ve şimdi kapılar açılacak ve başlangıçtan beri var olan tüm karanlık tüneller aydınlanıp görünecekler; inancımız bize sonsuz yaşamı öğretti; şimdi ebediyeti, sonun ve başlangıcın olmadığım anladık; Bu bir sonsuz daire… Bu nedenle; çember yasasına göre; eğer bir tek şey doğruysa öteki her şey doğrudur; öyle ki; bizler daima yaşadık… Yaratıcı, insanoğlunun gözlerine birçok yüzünü, çeşitli ahitlerle gösterdi; aslında O, birdir. O, istedi ki; tek bir tanrı olarak bilinsin; çünkü henüz her şey yanlıştı, her şeyin doğru olması için…
Özümüz; ki o bizim ruhsal benimizdir; kendisini! Bize çeşitli yollarla gösterir… Bilginin perdesi, sonsuzluktan gelir ve bu perde, herkeste gizlidir; mûcizelerin gücü ile bize gerçeğin bir an için görünmesi özellikle yapılanmıştır… Mısırlılar arasında bilinen kara böcek, tanrı değildir, sadece onun sembolüdür. Çünkü o böcek, ayaklarıyla çamurları yuvarlar ve yumurtalarını yaptığı topların içine koyar; aynen Yaratıcı’nın dünyaları yuvarlayıp üzerine yaşamı koyduğu gibi…
Bütün tanrılar; bir olarak sevgi ödülünü dünyaya verdiler. Hiçbir kesinti, duraklama olmaksızın… İnançlar bize açıkça öğretti, belki sizlere de; yaşam ölümle son bulmuyor ve bilin ki sevgi, tüm yaşamın rûhudur. Sonsuzluk boyunca sürdürülmelidir. Görünmeyen zamanların kudreti, ruhların tümünü bağlayacak; dünya öldüğünde; sona gelindiğinde ve bu arada bütün ayrı geçmişler onlara açıklanmış olacak...