Sekhmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sekhmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2024 Pazar

ATUM'UN GÖZYAŞLARI

 Mısır mitolojisi insanın yaratılışıyla ilgili iki hikâyeden bahseder. Söz konusu hikâyelerden biri olumsuz, diğeri ise olumlu bir hikâyedir. İki hikâyenin de ortak noktası, insanların yaratıcı güneş tanrısı Atum’un dökülen gözyaşlarından yaratılmasıdır. 

Yaratıcı güneş tanrısı Atum

Mısır dilinde “insanlar” ve “gözyaşı” kelimelerinin sesteş olmasının sebebi de budur. Atum’un gözyaşlarının dökülme sebebi itibarıyla hikâyelerden biri olumsuz, diğeri ise olumludur. İlk olarak 714 numaralı sanduka metinlerinde geçen olumsuz hikâyeden başlayalım [sanduka metinleri, defin malzemelerinin üzerine yazılan çeşitli büyülü ya da özlü sözlerdir, orta krallık dönemine kadar (M.Ö. 2050-M.Ö. 1650)  sanduka metinleri yazma geleneği sürdürülmüştür]:

Orta Krallık 12. Hanedanlık dönemine ait bir sanduka metni (M.Ö. 1985-M.Ö. 1795)


Yaratıcı güneş tanrısı Atum, çocukları Tefnut ve Shu’yu araması için kızı güneş gözü tanrıçasını görevlendirir. Shu, kendi çocukları olan ve birbirlerine sıkı sıkıya sarılmış yeryüzü tanrısı Geb ve gökyüzü tanrıçası Nut’u ayıran hava tanrısıdır. Shu’nun hem kız kardeşi hem de eşi olan Tefnut ise nem, çiğ, sis ve yağmur tanrıçası olarak bilinmekle birlikte Tefnut’un Atum’un tükürüğünden yaratıldığı söylenir. Zira tükürme eylemi sırasında çıkan ses ve tefnut kelimesi düşünüldüğünde ikisi arasında benzerlik ilişkisi kurmak mümkündür. Dolayısıyla yazının başında ifade ettiğim gözyaşı ve insan kelimeleri arasındaki sesteşlik ile tükürme eylemi ve tefnut kelimesi arasındaki sesteşlik ele alındığında antik Mısırlıların kelimelerle oynamayı sevdikleri ifade edilebilir. 

İnsanın yaratılışıyla ilgili olumsuz hikâyeye dönelim. Atum’un Tefnut ve Shu’yu araması için görevlendirdiği güneş gözü tanrıçası farklı isimlerle de anılan bir tanrıçadır. Ra’nın gözü olarak da bilinen bu tanrıça bazı yerlerde aslan tanrıça Sekhmet veya inek tanrıça Hathor olarak da isimlendirilir (Burada Ra’nın gözünü Horus’un gözü ile karıştırmamak önemlidir. Zira Horus’un ezeli düşmanı Seti tarafından çıkarılan ve sonrasında Thoth tarafından iyileştirilen gözü çok farklı bir hikâyedir. Merak edenler konuya yönelik bu yazımı okuyabilirler). Yaratıcı güneş tanrısı Atum, kızı güneş gözü tanrıçası olmadığı zaman adeta kördür. Güneş gözü tanrıçasının yokluğunda Atum, yaratıcı sezgi ve önsezi gücünü geçici olarak yitirir. Bu durum Atum’u zayıflatır, Atum'un sağduyusunu yitirmesine sebep olur. Kızı güneş gözü tanrıçasının yokluğunda bir hâyli sıkılan ve kendini yapayalnız hisseden Atum kendine yeni bir güneş gözü edinir/yaratır. Kızı güneş gözü tanrıçası, döndüğünde yerini başkasının aldığını görünce büyük bir öfke nöbeti geçirir. Atum’a büyük bir öfke ve nefret duyar. Kendisine duyulan öfke karşısında üzülüp gözyaşı döken Atum’un gözyaşlarından insanlık oluşur. Dolayısıyla bu hikâyede insanlar öfke ve mutsuzluğun bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple insan, “mükemmel olmayan” bir üründür.

Tanrıça Sekhmet (güneş gözü tanrıçası)

Güneş gözü tanrıçası Atum’a duyduğu öfke sebebiyle adeta bir soykırım yapar ve insanlığı yok etmeye başlar. Öfkesi sebebiyle binlerce insanı adeta katleden güneş gözü tanrıçası öfkeli durumunda aslan tanrıça Sekhmet’tir. Öfkesi gözünü kör eden Sekhmet, Atum’u duyamaz. Bu sebeple Atum Sekhmet’i kandırmak için çölü biradan oluşan bir karışımla kırmızıya boyar. Zira Atum, kendi yarattığı insanlığın yok olmasını istemiyordur. Çöldeki bu kırmızılığı kana benzeten Sekhmet bunu içer ve sarhoş olur. Ayıldığında (uyandığında) ise artık öfkesi dinmiş, insanlara karşı barışçıl bir tanrıça olan Hathor’a dönüşmüştür. Atum ise bir süre sonra insanları yönetmekten sıkılır ve gökyüzü tanrıçası Nut’a kendisini cennete götürmesini ister. Atum artık yeryüzünden çekilmiştir. İnsanlığı terk etmiştir.

Atum’un yokluğunda yeryüzünü İsis, Osiris, Seth ve Horus idare eder. Fakat kaos tabii ki hâlâ bitmemiştir. Osiris’in kardeşi Seth tarafından bedeninin bin parçaya ayrılması, Horus’un yine amcası Seth tarafından gözünün oyulması ve daha nice çekişme, kaos, düşmanlık, entrika devam etmiştir. Tüm bunlar başka bir yazının konusu olsun ve biz insanlığın yaratılışı hikâyesine devam edelim.  

Kutsal dokuzlular (ennead) olarak ifade edilen tanrı/tanrıça grubu (bu görselden ennead'ın soy ağacını görmek mümkün)

İnsanlığın yaratılışıyla ilgili olumlu hikâye ise Bremner-Rhind papirüsünde geçer (söz konusu papirüste İsis ve Nepthys’ın şarkısı, karanlığın ve kaosun yılan tanrısı şeytani Apep’i yenmekle ilgili metinler ve ritüel metinleri yer alır). Hikâyenin bu versiyonunda yaratıcı güneş tanrısı Atum, çocukları Shu ve Tefnut’un dönüşünden duyduğu mutluluk sebebiyle gözyaşı döker ve doktüğü bu mutluluk gözyaşlarından insanlık oluşur. Dolayısıyla bu hikâyeye göre insanlık, mutluluk gözyaşlarının bir ürünüdür.

Mısır mitolojisine göre insanlar Atum’un gözyaşlarının bir ürünüdür. Bir versiyona göre mutsuzluğun bir ürünü olarak “kusurlu”, bir versiyona göre ise mutluluk gözyaşlarının bir ürünü. Bu noktada hangi versiyonu kabul edeceğiniz insanlığa ilişkin algınızla ilgili. Öte yandan insanlık tarihine bakıldığında insanların isyankâr, yağmacı, yıkıcı, kaotik, haksızlık yapan rolüne uygun olarak Atum’un mutsuzluk gözyaşlarının bir ürünü olduğunu düşünmek çok da zor olmayacaktır. Siz ne dersiniz?

10 Nisan 2021 Cumartesi

Kısa Kısa~Mesmerizm, Enerji ve Kediler Üzerine

18. yüzyılda Alman fizikçi ve hekim Anton Mesmer, hayvanların etraflarına canlısal manyetizma adı verilen görünmez bir güç yaydıkları yönünde bir teori ortaya atar. Canlısal manyetizma olarak ifade ettiği güç, insanları da içerir. Mesmer, hastalarının alınlarına çoğu zaman elini koyarak, bazen de demir çubukları hastalarının üzerinde gezdirerek onlara kendi enerjisini aktarıp iyileştiklerini gözlemlemiştir. Yani aslında Mesmer, fiziki bir müdahalede bulunmadan uzaktan bir etkide bulunmanın mümkün olabileceğini kanıtlamaya çalışmıştır. Daha sonra Mesmerizm olarak ifade edilen bu tedavi sistemi günümüzde reiki, enerji transferi, bioenerji vb. farklı isimlerle de anılmaktadır.

Anton Mesmer’den iki yüzyıl öncesinde Rönesans fizikçisi Paraselsus, 11. yüzyılda ise Pers filozof ve bilim insanı İbn-i Sina, tıbbi amaçlarla mıknatıs ve hipnoz teknikleri üzerinde durmuşlardır. Daha da eski dönemlere gittiğimizde ise her zamanki gibi Antik Mısır karşımıza çıkar J

Antik Mısır’da enerjisel güç, daha çok tanrıça Sekhmet ile ilişkilendirilmiştir. Sekhmet ismi “güçlü olan” anlamına gelmekte olup kelime olarak kontrol ve güç sembolü olan Sekhem sözcüğünden türemiştir. Sekhmet, pek çok kimliğinin yanında hastalıkları iyileştirme gücünü de barındırmaktaydı. Aslan başlı veya bir aslan olarak tasvir edilen Sekhmet, kimi zaman kedi tanrıça Bastet ile de ilişkilendirilmiştir. Ne de olsa ikisi de kedigillerden.

Sekhmet’in hastalıkları iyileştirici gücünün hiyerogliflerdeki temsilinin, Anton Mesmer’in tekniğinden pek bir farkı olduğu söylenemez.

Anton Mesmer'in canlısal manyetizma tekniğiyle iyileştirme seansı temsili

Tanrıça Sekhmet, iyileştirme gücünü kullanırken

 

İki görselde de vurgulanan Mermerizm tabiriyle canlısal manyetizma, genel tabirle ise enerjisel akıştır. Bu enerjisel akış ya da enerjinin gücü, karşılıklı uyuma bağlı olarak değişebilir (bunu ben değil, Anton Mesmer söylüyor). Örneğin şu durum çoğumuzun başına gelmiş olabilir: Telefonunuz çalar ve bir bakmışsınız ki daha az önce aklınızdan geçen arkadaşınız sizi arıyor. Burada arkadaşınızın sizden ne kadar uzakta olduğunun bir önemi yoktur. Önemli olan arkadaşınızla aranızdaki uyum enerjisidir. Böyle bir durum yaşamış iseniz hayatınızda Mesmer kuralları işliyor demektir.

Mesmer ayrıca, gök cisimleri, Dünya ve bütün canlı varlıklar arasında karşılıklı uyuma dayalı enerji akışının olduğunu söyler. Burada kedi dostlarımızdan örnek vermek isterim. Zira Sekhmet ve Bastet gibi kedigillerle ilişkilendirilen tanrıçalara değinmişken konuyu kedilerle bitirmek isterim: Kedisi olanlar beni daha iyi anlayacaklardır, kediler insanlardaki duygu geçişlerini ve enerjiyi hissetmede son derece iyidirler. Üzgünseniz size enerji verip sizi mutlu edebilir, ağrılarınız varsa ağrılı bölgeye yatıp yaydıkları enerjiyle bir anda sizi iyi edebilirler. Kedinizle aranızdaki uyum arttıkça, bu gibi durumları yaşama ihtimaliniz de o kadar artabilir. En azından kedim Tılsım’la aramızda böyle bir ilişki olduğunu söyleyebilirim. Kedilerin bu şifacı gücünün belki de (bence kesinlikle fark etmişlerdir) farkında olan Antik Mısırlılar, hastalıkları iyileştirici gücü olan tanrıçalarını bu sebeple kedigillerle ilişkilendirmiş olabilirler.

Kedim Tılsım’dan uzaktayken bu cümleleri yazdığım sırada babamın Tılsım’ın fotoğrafını göndermesi de bence tesadüf değil, tamamen evren ve kedimle olan uyum enerjisinden. Çünkü aslında,

Tesadüf diye bir şey yoktur.