20 Temmuz 2018 Cuma

Dev Granit Lahit, Lanetler, Mucizeler, Fernweh (!) ve Daha Bir Sürü Şey


Mısır’daki İskenderiye kentinde yaklaşık 10 gün önce inşaat çalışmaları sırasında bulunan dev granit lahit, pek çok iddia ve teoriyi de beraberinde getirdi; çünkü bu lahit gömüldüğünden beri hiç açılmamıştı, bunu 2000 yıldır bozulmadan duran mührü göstermekteydi. Ayrıca bu dev granit lahit, şimdiye kadar Mısır kazılarında ortaya çıkarılan lahitlerden çok farklıydı. Ne de olsa 30 tonluk bir granitti. Keşiften sonra bu 30 tonluk dev granitin nasıl açılacağının dışında, içinde ne olacağı konusunda da pek çok iddia ortaya atıldı.
Dev granit lahdin bulunduğu alan

Bulunan granit lahit
Bilindiği üzere 1922 yılında keşfedilen Tutankhamon’un mezarı ve lahdi beraberinde pek çok ölüm getirmişti. Her ne kadar sonrasında yapılan incelemeler bu ölümlerin mumya tozundan kaynaklandığını ortaya koymuş olsa da bana göre Lord Carnarvon’un ölümü çok trajik ve bir o kadar da gizemliydi (konuyla ilgili detaylı bilgi için "Tutankamon'un Laneti" başlıklı yazıma bakabilirsiniz). Hal böyle olunca ve tabi ki biraz da Hollywood’un etkisiyle olacak, lanetli lahit söylentileri bu dev granit lahit için de aldı başını gitti. 

Mühür deyince aklıma geldi. Yukarıda görmüş olduğunuz, Tutankamon'un mezarını koruyan mühür. Çok etkileyici değil mi!
Lahdin Büyük İskender’e ait olabileceğini düşünenler bir yana (çünkü bulunduğu yerin yakınlarında su mermerinden yapılmış bir büst bulunmuştu ve bence Büyük İskender’i andırıyor=)), açılmasıyla dünyaya lanet getireceğini söyleyenler bir yana derken (bknz: Mumya (The Mummy) filminde Imhotep’in Ölüler Kitabı’ndaki büyülü sözler söylenerek hayata dönmesiyle gelen 7 lanet gibi) dev granit lahit geçtiğimiz günlerde açıldı. 

Bahsi geçen su mermerinden yapılmış büst.  Bence Büyük İskender'e  benziyor; ama değil sanki, bilemedim...
Lahdin içinde ne bir mumya, ne de değerli eşyalar vardı. Aksine lahit, yarısına kadar lağım suyuyla doluydu ve içinde 3 adet iskelet vardı. Şimdi kafamdaki deli sorular kısmına geçelim:

1) 2000 yıldır açılmamış olan, etrafındaki harç tabakası hiç bozulmamış ve mührü de kırılmamış olan bu granit lahdin içine lağım suyu nasıl girmiş olabilir?
Lağım suyu içindeki 3 iskelet
 2) Lahdin içindeki iskeletler madem mumyalanmayacaktı, o zaman bu dev granit lahdin içine neden koyuldular? Hem de üçü birden? İsraf değil mi!!=) (Normal şartlar altında bu durum Antik Mısır adetlerine bir hayli ters, mumyalanmayacak olan bedenler-ki bunlar genelde varlıklı olmayan kesim olur-çöl kumlarına gömülür ve burada doğal bir şekilde mumyalanır-“o zaman masrafa ne gerek var ki?” dediğinizi duyar gibi oldum; ama Antik Mısır inanışına göre değerli eşyalarla ve mumyalanmış bir şekilde gömülürsen ölümden sonraki hayatın da zenginlik içinde geçer ve sıkıntı yaşamazsın, ne de olsa her şeyin bir anlamı, bir usulü var=D).

3) Aman Allahımm! Aklıma Hom-Dai laneti geliyor. Yine Mumya filmlerini izleyenler bilir (Imhotep’in başına gelenler), Hom-Dai cezası, çok büyük ve affı mümkün olmayan suç işlemiş olanların içi “scarabeus”larla (nam-ı diğer bok böceği, bizim karafatmalara benzerler, ama Mısır sembolizminde anlamı büyük, o yüzden böcek deyip geçmeyiniz) dolu mezara kanlı canlı koyularak gömülmesidir. Bulunan dev granit lahitten de sadece iskeletler çıkınca aklıma Hom-Dai gelmedi değil hani. Ama  lahitte bulunan scarabeus kalıntılarına dair bir şey görmedim/okumadım henüz. O yüzden bu ihtimali şimdilik rafa kaldırıp sizlere tarihte yaşanmış olan ve Antik Mısır lanetlerine bağlanan birkaç örnek hikaye vermek isterim .
Hom-Dai cezasına çarptırılmış İmhotep, Mumya filminden bir sahne
 Titanik’i Mumya mı Batırdı?
Aslında bu hikayede gerçek bir mumya yok. Sadece kimliği belirsiz bir kadının boyalı bir mumya tabutu var. Bu mumya tabutu olayın öncesinde Londra’daki British Museum’da sergilenirken bir fotoğrafçı bu tabutun fotoğrafını çeker. Sonrasında büyük bir dehşet yaşar, çünkü fotoğrafı çekerken bir kadının hayaletinin ortaya çıktığını görmüştür. Olaydan sonra bir gün müze bekçisi de garip bir şekilde ölür. Hal böyle olunca müze bu mumya tabutunun lanetli olduğuna kanaat getirir ve mümkün olduğunca hızlı bir şekilde bu tabutu elden çıkarmak ister. Sonrasında müze bu tabutu Amerikalı bir arkeologa satar. Bu arkeolog bilin bakalım bu tabutu Amerika’ya neyle götürecektir? Tabi ki Titanik’le. Bu sebeple bazıları Titanik’in batmasını bu “lanetli” tabuta bağlar. (Not: Aslında lanetli olduğu söylenen bu tabut hiçbir zaman British Museum dışına çıkmamıştır=) ).

Titanik'i batırdığı iddia edilen, ama olay sırasındayken British Museum'da olduğu söylenen mumya tabutu=)

Yer altı ve Ölüler Tanrısı Osiris’in Laneti mi?
1971 yılında Sakkara’daki kazılar sırasında Ejiptolojist Emery, Osiris’in küçük bir heykelini bulur. Sonrasında o ve asistanı, köy yakınlarında kaldıkları yere dönerler. Emery dinlenmek için odasına çekilir. Kısa bir süre sonra asistani Emery’nin çığlıklarını duyar. Hemen yanına koşar; fakat Emery bir tür travma geçirmektedir. Emery’nin sağ tarafına felç inmiştir ve bir gün sonra da ölür. 
Osiris heykeli örneği
 Mumya’nın Mucizesi (Her zaman lanet getirecek değil ya=))
Genç adam bir gün Kahire’deki Mısır Müzesi’ni ziyaret eder. Ee, ne var bunda? Ejiptolojist Zahi Hawass’a göre bu genç adam çok hastaymış; taa ki müzedeki Kral 1. Ahmose’un mumyasına bakana kadar. O olaydan sonra genç adam hızla iyileşmeye başlamış. Yani mumyamız bu sefer lanet değil mucize getirmiş. 

Genç adamı iyileştirdiği düşünülen Kral Ahmose'un mumyası

Bu hikayeler bir yana dursun, geçenlerde hala Antik Mısır’a (çünkü ben onu Antik haliyle seviyorum=D) gidemeyişime, piramitleri dünya gözüyle göremeyişime, müzelerde sabahlayamayışıma söylenirken, hayatımda hiç gitmediğim bir yeri-yani Antik Mısır’ı- ne kadar özlediğimi fark edip şaşırdım. Kendi kendime sordum: “İnsan hiç gitmediği bir yeri özleyebilir mi?!”. Cevabı kısa bir süre sonra buldum: Fernweh Sendromu!

Fernweh, Almanca kökenli bir kelime olup “insanın daha önce gidip görmediği bir yere duyduğu özlem” anlamına geliyormuş. Pek çok kelimeyle bile anlatılması zor olay bu duygu durumunu tek bir kelimeyle anlatabilmek çok güzel. Böyle kelimeleri severim.  Demek ki böyle durumlar olabiliyormuş, delirmiyormuşum=)
Antik Mısır'ı düşlüyorum gözlerim kapalı! İşte bunlar hep Fernweh=D
 Bu da benden bonus kelimesi olsun: “Alexithymia”, Yunanca kökenli bir kelime olup “duyguların kelimelerle açıklanamaması durumu” anlamına geliyormuş.

O zaman şöyle bitirelim: Alexithymiatic fernweh’teyim=D

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder